Çilem Doğan - Yaşam Hakkını Savunan Bir Kadının Hikayesi
15.6.2016
"Oysa Çilem, işler bu noktaya gelmeden önce kendine çıkış yolları aramış uzun süre. Moraran yüzüyle raporlar alıp defalarca şikâyetçi olmuş. “Korkuyorum.” demiş, “Beni öldürecek, biliyorum.” demiş. Boşanmak istemiş, ama eşi tarafından tehdit edilince yapamamış. Korunma talep etmiş. Her defasında evine geri gönderilmiş."

Her canlının doğasında vardır yaşamak ve her canlı kendini tehlikede hissettiği an hayatta kalabilmek için her şeyi göze alır. O an hiç düşünmediği bir davranışı sergileyebilir, içgüdüsel hareket eder. İşte Çilem Doğan’ın yaşadıkları da bir “hayatta kalabilme” hikâyesi…

Sosyal medyada paylaşılan bir fotoğrafta Çilem, üzerinde "Sevgili geçmiş, tüm dersler için teşekkür ederim." yazılı tişörtüyle iki kadın polisin arasında, elleri kelepçeli yürüyor. Başı dik, bakışları anlam yüklü. Ne yapmış olabilir, diye düşünüyor insan. “Bu kadın hangi suçu işlemiş olabilir?” Yıllardır kendisine şiddet uygulayan ve sonunda onu fuhuş yapmaya zorlayan eşini öldürmüş Çilem. O an gözlerimi kapatıp onun neler yaşadığını hissetmeye çabalıyorum, yüreğim sıkışıyor. Tahayyülü dahi böyle zor bir hikâyenin başkahramanı, duruşma sonucunda 15 yıl hapis cezasına çarptırılıyor.

Oysa Çilem, işler bu noktaya gelmeden önce kendine çıkış yolları aramış uzun süre. Moraran yüzüyle raporlar alıp defalarca şikâyetçi olmuş. “Korkuyorum.” demiş, “Beni öldürecek, biliyorum.” demiş. Boşanmak istemiş, ama eşi tarafından tehdit edilince yapamamış. Korunma talep etmiş. Her defasında evine geri gönderilmiş. Bakmış, yardım çığlıklarını kimse duymuyor, eşi tarafından öldürülesiye dövüldüğü bir an basmış tetiğe. Şimdi herkes bunu biliyor, onu konuşuyor… "Şu adliye koridorlarında koruma kararı için, mosmor yüzümle çok dolaştım. Başka bir seçeneğim kalmamıştı.” demiş savunmasında da. Hayatta kalabilmek için başka yolu kalmayınca canını vermemek için can almak zorunda kalmış.
 
Yaşamak herkesin hakkıyken, bir cinayeti haklı çıkarmaya çalışmayacağım bu yazıda. Katilin kadını erkeği olmamalı ve hiçbir suç, cezasız kalmamalı. Ama madem eşitlikçi yaklaşacak ve Çilem’in yaptığını hak-hukuk çerçevesinde değerlendireceğiz, o zaman onun eşini öldürmeye giden sürecini de konuşacağız.
 
Çilem, eşinin onu öldürmesini bekleseydi neler olurdu? Uygulanması kesin olan indirimlerle başlayalım. Bir kere duruşma salonuna takım elbise ve kravatla girseydi “İyi hâl indirimi” alacaktı. “Aldatıyordu, namusuma leke sürdü, evi terk etti, yanında başka bir erkek vardı“ gibi (ki bu örnekleri çoğaltabilirim) sebeplerden birini ya da birkaçını tercih eden takım elbiseli ve iyi halli katil, buradan da güzel bir indirimi hanesine ekleyecekti. Bunları tercih etmiyorsa bir de “Aşırı sevdim!” seçeneği var ki, gerçekten tam indirimlik! Sonuna da “Yaptım, ama çok pişmanım.” ifadesini eklerse neredeyse cezasız “Vallahi ellerine sağlık.” tadında, duruşma salonundan ayrılabilecekti. Defalarca yaşanmıştır. Erkeğe bu konuda sergilenen tutum budur. 
 
Peki bir kadın eşini/sevgilisini öldürünce? İşte bu konuda bir genelleme yapmak olanaksız. Nadiren karşılaşıldığı için ben Çilem’ in yaşadıklarından yola çıkacağım. Öldüresiye şiddet uygulayan, ölümle tehdit eden, fuhuş yapmaya zorlayan bir adam ve öldürüleceğini bilen, defalarca çırpınan, bu noktaya gelmeden önce elinden gelen her şeyi yapmış bir kadın… Siz bu kadının yerinde olsaydınız bu durumda “yaşayabilmek” için ne yapardınız?
 
Kadın cinayetlerinde, katile birbirinden süslü isimli indirimler uygulanırken kadın yasal yollarla kendini savunmak istediğinde nerede bu hak-hukuk? Daha ne yapsaydı bu kadın? Çilem’in yardım çığlığını duymamak, "Kusura bakma, göz göre göre öldürecek seni bu adam. Ama biz bir şey yapamayız." demektir. Kadına “Kendini savunma. Yardım isteme.” demektir. “Çekeceksin. Susacaksın. Sindireceksin. Evliysen boşanamazsın, sevgiliysen ayrılamazsın, seni taciz eden tanımadığın biriyse kıyafetlerine, yürüdüğün sokağa ve geçtiğin saate bir bakarız. Yok, öyle kendini savunmak.” demektir!
 
Kadının ve erkeğin toplumdaki farklılıkları adalet sisteminde de işte bu şekilde göze çarpmaktadır. O nedenle kimse eşit bir yargılamadan bahsetmesin. Zamanında müdahale edilseydi Çilem’in gördüğü şiddet son bulacaktı. Korunması için yasal adımlar zamanında atılsaydı Çilem, yaralarını saracaktı. Bu suçu işlememiş, özgür bir kadın olarak yaşamaya devam edecekti. Ellerinden tutulsaydı… İşte bu yüzden o adamın asıl katili Çilem' in sesini duymayan adalet sistemidir.
 
Yaşamak isteyen bir kadına bu suçu işleten düzen devam ettiği sürece daha çok Çilemler olacak. Çünkü kadınlar artık isyan ediyor! Bu isyandan rahatsız olanlar ise korkuyorlar, çok ama çok korkuyorlar… Boşanmamızdan, haklarımızı aramızdan, kendi ayaklarımızın üzerinde durmamızdan, para kazanmamızdan, kıyafetlerimizden, rujumuzun renginden… Kendimizi savunmamızdan korkuyorlar. Kadın katillerine gösterdikleri toleransı Çilem' e göstermek istemeyişlerinin temel sebebi budur.  Öldürülmek üzere olan bir kadının öz savunmasını kabul edemeyişlerinin sebebi budur.
 
Korkuları, bizim temel haklarımız! "Yaşam" hakkımız... Mücadelemiz, haklarımızı alana kadar sürecek! Biz kadınların elleri, bu zihniyeti ve yasaları değiştirene kadar onların yakasında olacak! Kurtuluşumuz örgütlenerek ve kadını yok sayan bu zihniyetle mücadele ederek gerçekleşecek. Kenetlenmek, bir olmak, tüm kadınlara özgür bir dünyanın kapısını açacak. 
 
Çilem Doğan’ın yüreğimize işleyen hikâyesi akıllarımızda olsun hep. Mücadelemize güç katsın.
 
Kendisine gönderilen her mektubu okuduğunu bildiğimiz Çilem Doğan’a selam olsun…
 
 

  • YAZAR
  • Deniz Hasköse