Selcan Milaslıoğlu kardeşimizin hesabını soracağız
31.3.2014
Muğla'da Selcan Milaslıoğlu kardeşimiz boşanmak istemediği için eşi tarafından öldürüldü.

Muğla’da annesiyle yaşayan Selcan Milaslıoğlu (30) şiddetli geçimsizlik sebebiyle boşanma davası açtığı dört yıllık eşi Harun Reşit Milaslıoğlu (32) tarafından boğazı kesilerek öldürüldü. Kızı Selcan’ın kocasına boşanma davası açtığını ama Harun Milaslıoğlu‘nun boşanmak istemediğini ve altı aydır davayı uzattığını ve davanın bir türlü sonuçlanamadığını söyledi. Selcan Milaslıoğlu’nun kocası Harun Milaslıoğlu tarafından öldürülmekle tehdit edildiği için daha önce de polise şikâyette bulunduğunu fakat koruma talebinde bulunduğu polisin kızı Selcan Milaslıoğlu’na hiçbir şekilde sahip çıkmadığını belirtti ve kızının, ona verilen koruma gelmediği için öldürüldüğünü ekledi.

 

Süregelen bu davada yapılan ihmal apaçık ortadadır. Selcan Milaslıoğlu kızı Derin’i kocasından alabilmek ve kocasını kendinden uzaklaştırmak için boşanma davası açmış ve kocası tarafından öldürülmekle tehdit edildiği için polise korunma talebinde bulunmuştur. Kadınları bir birey olarak göremeyen devlet Selcan Milaslıoğlu’nun ne boşanma talebini dikkate almış ne de kızı Derin’in velayetini almasına yardımcı olmuştur. Kadın haklarına ve yaşamlarına gerekli ilgiyi göstermeyen devlet “Kocandır döver.”gibi bir anlayışla kadınların boşanmak istediği eşleri, ayrılmak istemeyen sevgilileri hatta kimi zaman tanımadıkları tek taraflı “belalıları” tarafından gördüğü sözel ve fiziksel tüm şiddeti haklı çıkarmaya çalışmakta, kadınların yaşam haklarını hiçe saymaktadır. 

 

Kadınlar devletten yardım görmek bir yana, davalarının peşini bırakmaları için devletin savcıları ve polisleri tarafından birçok zorlukla mücadele etmek zorunda bırakılmaktadır. Boşanmak isteyen kadınlar, davalarının sonuçlanmasını isterken maddi manevi zarara uğratılmakta, davalar zamana yayılmakta ve acil alınması gereken korunma tedbirleri alınmamaktadır. Kadınlar korunma talebiyle başvurdukları polisler tarafından ciddiye alınmamakta, dilekçe haklarını kullanmak istediklerinde ise “Yeter artık kağıt bitti.” gibi olumsuz cümleler duymaktadır.

 

Peki, bizler devlete sığınmakta hata mı ediyoruz? Devlet neden tüm kurumlarıyla kadınların yaşama hakkını koruması gerekirken, kadınları ciddiye almamakta, genç yaşlı demeden öldürülen kadınları katilleriyle yalnız mücadele etmek zorunda bırakmaya çalışmaktadır? Kadınların korunmadığı, korundukları zamanda bile boşanma davaları için gittikleri adliyede koruma polisleriyle beraberken herkesin gözü önünde öldürülebilecek kadar yetersiz korundukları gerçeği ortadadır. İktidarın öldürülen kadınları korumayıp görmezden gelmesi hatta ölümlerinden dahi ders çıkarmayıp kadın cinayetlerine gereken önemi vermemekte ısrar etmesi, kadın cinayetlerini durdurabilecek her türlü yetkiye sahipken kadınların öldürülmesini kader gibi göstermesi kabul edilemeyecek bir ihmaldir. 

 

Biz platform olarak devletin bütün bu ihmallerine rağmen kendi haklarımızı kendimiz korumaya ve davamıza sahip çıkmaya çalışacak; öldürülen, tehdit edilen, her türlü şiddete maruz kalan tüm kadınların adaleti için kadın haklarını savunmaya devam edeceğiz.