Eşitlik Olmadan, Yoksulluk Kalkmadan Nafakaya Dokunamazsınız
20.1.2022
**

6. Yargı Paketi’yle; eşler boşandığında yoksulluğa düşen tarafa verilen “yoksulluk nafakası”na düzenleme getirilmesi planlanıyor.

Boşandıktan sonra yoksulluğa düşen taraf en çok kadınlar oluyor. Kadınların eğitim alması, işe girmesi, iş hayatında var olması engelleniyor. Evlilik süresi içinde kadınlara karşılıksız olarak çocuk, yaşlı, hasta bakımı ve ev işleri yükleniyor. Kadınların ev içerisinde emeğine el konuluyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği kaynaklı bu engelleri ortadan kaldırmaya çalışmayanlar, “yoksulluk nafakası”nı sözde düzenlemek istiyor. Bu durum yoksulluk nafakasını gasp etmeye çalışmaktır.

Boşanmak isteyen kadınların, önüne çıkan engellere bir engel daha eklemek istiyorlar.  Bunun adı düzenleme değil; kadınların hayatından, cebinden, geleceğinden çalmaktır. Şiddet dolu evliliklere hapsetmektir. Ekonomik kriz içerisindeyken kadınların aldığı, almakta güçlük yaşadığı üç kuruşa da el uzatıyorlar. Nafaka ile ilgili yapılan araştırmalar sonucunda toplumun büyük kesiminin nafaka hakkına sahip çıktığı görülmesine rağmen bunu yapıyorlar. Bu düzenlemeyi, nafaka hakkında kara propaganda yapan, gerçeği manipüle eden bir grup erkek için yapıyorlar. Tıpkı İstanbul Sözleşmesi’nden toplumun çok küçük bir kısmı için çekildikleri gibi.

Taslağı yazılı olarak görmesek de, nafaka düzenlemesiyle birlikte bir de aile arabuluculuğunu devreye sokacaklarını duyuyoruz. Arabuluculuk ancak eşitler arasında olabilir. Nafaka hakkını gasp etmeye çalıştıkları kadınları bir de o masaya daha güçsüz oturtmak istiyorlar.

Konunun ağırlığı ve yaşanan gerçek şudur: Milyonlarca kadın en çok boşanmak istedikleri için öldürülüyor ve şiddete uğruyor. Şiddete uğradıklarında öldürülmemek için nafaka hakkından feragat etmek zorunda bırakılıyor. Bu durum kadınları ya yoksulluk ya şiddet ikiliğine götürüyor. Getirilecek düzenlemelerde nafaka süresinin kısaltılması veya nafakanın bir kısmını boşanmış eş yerine devletin ödemesi planlanıyor.

Devlet nafakayı değil; kadınların yoksul bırakıldığı ekonomik eşitsizliği ortadan kaldırmakla yükümlüdür.

Ekonomik kriz derinleşirken yurttaşların temel ihtiyaçlarındaki vergiyi bile kaldırmayanlar, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen siyasi iktidar mı kadınların nafakasını ödeyecek?
İşsiz kalan bir kadına “evde çalışan bir erkek varmış ya işte” diyenler mi kadınların nafakasını ödeyecek? 12 milyon kadını “ev işiyle meşgul” diye işsiz bile görmeyenler mi kadınların yoksulluğunu görecek? Bu soruların yanıtı kadınların yaşamlarındadır.

6284 sayılı koruma kanunu kapsamında geçtiğimiz yıl kaç kadın maddi destek istedi, kaç kadına bu sağlandı? Yetkililer önce bu sorunun yanıtını vermeli. Bizler 2016 yılının resmi verisini hatırlatalım: 6284 kapsamında 2016 yılında 55 bin kadından sadece 10’una geçici maddi destek, 6’sına ücretsiz kreş hakkı sağlanmıştır. İstanbul Sözleşmesi’ni denetleyen Grevio komitesinin 2018 yılı raporundan görüyoruz. Şu anda da şiddet sırasında ve sonrasında, hayatını idame ettiremediği için bizi arayan yüzlerce kadından da biliyoruz ki 6284’te tanınmış bir hak olmasına rağmen maddi destek sağlanmıyor. Devlet kadınların çalışma hayatında ve gelir dağılımında eşitliğini sağlamak üzere, atmak zorunda olduğu adımları atarsa, kadınların nafakaya mahkum bırakılmadığı günleri konuşabiliriz. Fakat mevcut durum bunun fersah fersah uzağındadır.

Devlet kadınların nafakaya muhtaç bırakılmasını ortadan kaldırmakla yükümlüdür. Bugün tüm koşullar kadınların aleyhine işlerken; mevcut hükümet ve bakanlıkları kadınların hayatını bu kadar zorlaştırıyorken, nafaka hakkına el uzatmaya hakları yoktur.

Kadınların güvenceli bir işte çalışarak tam maaş almak, ekonomik özgürlüklerini kazanmak yerine; boşandıkları erkeklerden alacakları 300-500 lirayı tercih ettiklerini iddia edenler akıl tutulması yaşıyor. Kadınlar sadaka, yardım ya da lütuf istemiyor. Kadınlar bir başkasına bağımlı olmadan özgürce yaşamak istiyor. Boşanma sonrası yoksul kalmak kadınların tercihi değil, bu eşitsizliğin sonucudur. Bu nedenle de yoksulluk nafakası kadınların hakkıdır. Gaspına sonuna kadar hayır diyoruz.

Siyasi iktidarın İstanbul Sözleşmesi kararı sonrasında çeşitli haklarımıza yönelik saldırıları olacağını malesef bekliyorduk. “Yoksulluk nafakası”na gelen saldırının Medeni Kanun’a kadar uzanacağını da biliyoruz. Ayrıca iddia edilen istisnalar üzerinden toplumun büyük bir kesimini etkileyecek hukuki düzenlemeler yapılamaz. Sırf eşit ve özgür yaşamak istedikleri için öldürülmekle burun buruna gelen kadınlar, hiçbir hakkından vazgeçmeyecek. Medeni Kanun da nafaka hakkı da hayatımız için hava, su kadar önemlidir. Kararlı mücadelemizle tüm saldırılar boşa düşecek, yetkililer eşitliği sağlamayı öğrenecek.