Silahların Gölgesinde Yaşam Hakkı Tehdit Altında
3.10.2025
***

 

Türkiye’de kadın cinayetleri artık toplumsal bir kriz haline gelmiştir. Son dönemde özellikle ateşli silahlı kadın cinayetlerinin artışı, faillerin bu cinayetleri herkesin gözü önünde, kamusal alanlarda, gündüz vakti gerçekleştirmesi, devletin caydırıcılıktan ne denli uzaklaştığını göstermektedir. Bugün kadınlar yalnızca evlerinde ya da kapalı alanlarda değil, sokakta, işyerinde, otobüs durağında, lokantada, üniversite kampüslerinde, kısacası yaşamın her alanında ateşli silahla öldürülmektedir. Bu aleniyet, devletin şiddet karşısındaki yetersizliğinin ve cezaların etkisizliğinin en açık göstergesidir. Fail, yanında taşıdığı silahı çekip kadına doğrulturken, “nasıl olsa ceza almayacağım, alsam da kısa sürede çıkarım” rahatlığıyla hareket etmektedir.

 

Veriler, bu vahim tabloyu daha da görünür kılmaktadır. Yılın ilk sekiz ayında 196 kadın öldürülmüş, bunların 110’u ateşli silahla yaşamını yitirmiştir. Yani kadın cinayetlerinin yarısından fazlası ateşli silahla gerçekleşmektedir. Bu durum, kadınlara yönelik şiddetin en ağır biçimlerinden birinin toplumun gözü önünde, ateşli silahlarla işlenmesine zemin hazırlamaktadır.

 

Yakın zamanda yaşanan örnekler, bu gerçeği gözler önüne sermektedir. Kahramanmaraş’ta 42 yaşındaki tıbbi sekreter Eser Karaca, boşandığı erkek tarafından çalıştığı hastanede pompalı tüfekle öldürüldü. Karaca, ölümünden önce tam 4 kez uzaklaştırma kararı aldırmıştı; buna rağmen failin elindeki tüfeğe el konulmadı. Bu ihmaller, koruma kararlarının kâğıt üzerinde bırakıldığını ve kadınların hayatını kurtarmadığını açıkça gösteriyor. Oysa 6284 sayılı yasa etkin biçimde uygulansaydı, failin silahı alınsaydı ve koruma tedbirleri yerine getirilseydi, Eser Karaca bugün hayatta olabilirdi. İstanbul’da Bahar Aksu, eski eşi ve suç ortakları tarafından kaldığı otelin önünde, sokakta, ateşli silahla vurularak öldürüldü. Yine İstanbul’da, Boğaziçi Üniversitesi’nde 15 yaşındaki Hilal Özdemir, bir düğünde garsonluk yaparken eski sevgilisi olduğu iddia edilen kişi tarafından ateşli silahla öldürüldü. Fail kampüse dışarıdan girdi, düğünün yapıldığı mekâna silahla girebildi ve cinayeti işledi. Üniversiteler öğrencilerin ve mezunların özgürce girip çıkabildiği, kamusal niteliği güçlü alanlar olmalıdır. Ancak bugün üniversitenin mezunları hatta öğrencileri dahi kampüse girmekte zorlanırken, rant uğruna üniversite içinde düğün yapılabilmekte ve silahlarla bu alanlara rahatlıkla girilebilmektedir. Asıl sorun, kadınların yaşam hakkının bu denli kolay ihlal edilebilmesi, kamusal alanların ticari faaliyetlere açılıp şiddete kapı aralayan bir şekilde kullanılabilmesidir.

Ateşli silahların bu denli yaygın ve kolay erişilebilir olması, cinayetlerin açıkça işlenmesinin başlıca nedenlerinden biridir. Silahlara erişim ve kullanım, denetim eksiklikleri nedeniyle neredeyse engelsizdir. Bugün isteyen herkes kolaylıkla silah edinebiliyor, bu ateşli silahlarla kamusal alanlara girebiliyor ve kadınlara karşı şiddeti en görünür biçimde uygulayabiliyor. Kolluk kuvvetleri ve yetkililer ise çoğu zaman önleyici biçimde harekete geçmiyor; bu da faillerin cesaretini artırıyor.

Ateşli silahla işlenen kadın cinayetlerinin alenen gerçekleşmesi, yalnızca öldürülen kadınlara değil, tüm topluma verilen bir gözdağıdır. Bu cinayetler, “kadının yaşam hakkı değersizdir, öldürülse bile hesap sorulmaz” mesajını yaymaktadır. Kadınların gündüz vakti sokak ortasında, üniversite kampüsünde ya da otel önünde öldürülmesi, ülkede hiçbir vatandaşın kendini güvende hissetmediği anlamına gelir. Bu nedenle, kadın cinayetleri yalnızca kadınların değil, toplumun tamamının güvenlik ve yaşam hakkı meselesidir.

 

Her kadın cinayeti önlenebilir bir cinayettir. Kadınlar çoğu zaman defalarca kolluk kuvvetlerine başvurmuş, koruma kararı aldırmış, tehditleri dile getirmiştir. Buna rağmen ateşli silahların bu kadar kolay erişilebilir olması, kadınları açık hedef haline getirmektedir. 6284 sayılı kanunun etkin biçimde uygulanmaması ve faillerin ceza indirimleriyle ödüllendirilmesi, şiddetin artmasına ve kadın cinayetlerinin süreklilik kazanmasına neden olmaktadır.

 

Bizler, her bir kadın cinayetinin hesabını sormaya, kadınların yaşam hakkı için mücadele etmeye devam edeceğiz. Kadınların öldürülmediği bir ülke, ancak hukukla, eşitlikle, adaletle mümkündür. Ateşli silahların kolay erişilebilirliğini ve kamusal alanda taşınmasını mümkün kılan düzeni kabul etmiyoruz; caydırıcı önlemler alınana dek susmayacağız.

 

Bu düzen kadınların yaşamını hiçe sayarken biz susmayacağız. Kadın cinayetlerini ancak yan yana gelerek, örgütlenerek ve birlikte mücadele ederek durduracağız. Her kadın için adalet sağlanana kadar, hiçbirimiz vazgeçmeyeceğiz. Gelin, hep birlikte sesimizi yükseltelim; bu mücadeleyi büyütelim!