150 Kadın Cinayeti, 151 Şüpheli Ölüm: Gerçeği Açığa Çıkaracak, Sorumlulardan Hesap Soracağız
27.07.2026
***

 

Siyasi iktidarın ekranlarda ve kürsülerde kurduğu propaganda barikatını aşarak; kurumsal cezasızlık ve ihmallerle büyüyen örgütlü şiddet çarkının tüm gerçekliğini, kadınların gerçek verilerini açıkladık. Yılın ilk yarısında 150 kadının öldürülmesi ve 151 kadının ölümünün şüpheli bırakılması, bu topraklarda kadınların topyekun bir yaşam mücadelesi verdiğinin en somut kanıtıdır. Açıkladığımız ilk 6 aylık rapor; görevini yapmayan emniyet güçlerinin, gerçeklerin üzerini örten adli mercilerin ve aflarla faillere sokakları açan siyasi iktidarın suçüstü belgesidir. Öldürülen her kadının, karanlıkta bırakılan her şüpheli ölümün sorumlusu görevini kasıtlı olarak yerine getirmeyenlerdir.

 

Siyasi iktidarın kadın düşmanı politikalarının ve yapısal cezasızlığın en karanlık boyutu olan şüpheli kadın ölümleri, ilk ihbardan mahkeme salonuna kadar uzanan zincirleme ihmallerin sonucudur. Nitekim yılın ilk yarısında kayda geçen 151 şüpheli ölümün ardından, gerçeği açığa çıkarma yükünün adli makamlardan alınıp adalet arayan ailelerin ve kadınların omuzlarına yıkılması, siyasi iktidarın kendi sorumluluğundan tamamen istifa ettiğinin resmidir. Bu ihmaller zincirine rağmen, geçmişte şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçen 12 şüpheli kadın ölümünün aslında birer kadın cinayeti olduğu ortaya çıkmıştır. Bu veri bizlere açıkça gösteriyor ki; etkin, bağımsız ve adil bir soruşturma yürütüldüğünde hiçbir gerçek karanlıkta kalmayacaktır.

 

"Aile Yılı" söylemleriyle kadınların içine hapsedilmeye çalışıldığı o "güvenli ev" illüzyonu ise bir kez daha verilerimizle yerle bir olmuştur; Nitekim hayattan koparılan 150 kadının 92’sinin –yani %61'inin– evlerde öldürülmesi ve yine kadınların %61’inin uzaktaki bir yabancı tarafından değil ailesindeki erkekler tarafından öldürülmesi kutsanan aile kurumunun aslında kadınlar için birer suç mahalline dönüştüğünün ilanıdır.

 

Bu düzen bireysel silahlanmaya göz yuman ve faillere bu alanı açan devlet mekanizmasının da eseridir. Bugün Türkiye’de silaha erişimin hiç olmadığı kadar kolay olması kadın cinayetlerinin doğrudan suç ortaklığına dönüşmüş durumdadır; öyle ki, yılın ilk yarısında öldürülen her iki kadından biri, yani 78 kadın (%52) ateşli silahlarla yaşamdan koparılmıştır. Daha da vahimi, kadınların ellerindeki yasal güvencelerin kağıt üzerinde bırakılmasıdır. Öldürülen kadınların 8’i, öldürüldükleri anda cebinde 6284 sayılı kanun kapsamında uzaklaştırma/tedbir kararı taşıyordu; yani devlet elindeki tüm yasal yetkilere rağmen bu kadınları koruyamadı. 

 

Bu bütüncül tablo bize bir gerçeği söylüyor: Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri sistematik, cezasızlıkla beslenen ve önlenebilir bir sorundur. Kadınların yaşam hakkı; siyasi iktidarın kadın düşmanı politikalarıyla, kamu birimlerinin baştan savma süreçleriyle ve failleri koruyan cezasızlık pratiğiyle gasp edilemez. 

 

Kadınları yaşatacak olan; İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden uygulanması, 6284 sayılı kanunun tavizsiz işletilmesi, bireysel silahlanmanın durdurulması ve her şüpheli ölümün  etkin bir şekilde soruşturulmasıdır. Bizi hapsetmek istediğiniz o evlerde de, yasaklamaya çalıştığınız sokaklarda da, sesimizi kısmak istediğiniz dijital mecralarda da daha gür, daha örgütlü bir şekilde haykırmaya devam edeceğiz: Haklarımızdan, hayatlarımızdan ve birbirimizden vazgeçmiyoruz. Tüm kadınlar eşit, şiddetsiz ve özgür bir dünyada yaşayana kadar mücadelemiz sürecek. Şüpheli kadın ölümlerini aydınlatacak, sorumlularından hesap soracağız.