Platform aileleri Radikal'de yazı dizisinde
8.07.2014
Radikal gazetesinde "Aileler anlatıyor: Kadın cinayetlerinden geriye kalanlar" başlığıyla yayınlanan yazı dizisinin ilkini sizlerle paylaşıyoruz.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun verilerine göre, Türkiye'de 2014 yılının ilk 6 ayında 139 kadın öldürüldü. Toplumsal bir travma olan kadın cinayetlerinin tek mağduru ise yalnızca öldürülen kadınlar değil.

 

Cinayet sonucu hayatını kaybedenlerin geride bıraktığı aileler de büyük travma yaşıyor. 2 yıl önce öldürülen Pınar Ünlüer’in ailesinin yaşadığı travmanın hikayesini dinledik.



Pınar Ünlüer, evlendikten bir süre sonra boşandı. Boşandığında velayeti kendisine verilen oğlu Atilay henüz 8 aylıktı. Atilay’ı her gün okula kendisi götürüyordu. Bir gün Okan Özparıltı, kendisine evlilik teklifinde bulundu. Pınar bu teklifi reddetmesine rağmen Özparıltı Pınar’ın peşini bırakmadı ve tehdit etmeye başladı. O sırada Pınar’ın annesi, beynindeki ur nedeniyle kemoterapi tedavisi görüyordu. Pınar, bu yüzden aldığı tehditleri ailesinden gizledi. Yardım talebinde bulunmak için Gültepe Polis Karakolu’na gitti. Karakola gittiğinde kendisine, “Biz bu işe bakmıyoruz, savcılığa git” denilerek geri çevrildi. Karakolda yaşadıklarını arkadaşına, “Çok rezil oldum, keşke gitmeseydim” diyerek anlattı. Bu olaydan sonra bir daha da ne karakola ne de savcılığa gidebildi. Okan Özparıltı Facebook hesabından, “Pusuda bekliyorum, son şovum olacak. Benim 3-5 senemi alır ama sen hayatından olursun” sözleriyle işleyeceği cinayeti duyurdu. Çok kısa bir süre sonra da Pınar, oğlu Atilay’ı okula bırakmak üzere Turgut Reis İlkokulu’na götürdüğü sırada okulun önünde beklerken, Okan Özparıltı tarafından pompalı tüfekle vurularak öldürüldü. Pınar’ın katili Okan Özparıltı, devam eden yargılamanın ardından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.



Pınar öldürüldükten sonra 7 yaşındaki oğlu Atilay, cinayetin gerçekleştiği okuluna bir daha gitmek istemedi. Atilay, babaannesinde kalmaya başladı. Bu süreçte yarım dönem okula gidemediği için de bir yıllık kayıp yaşadı. Pınar’ın annesi, cinayetin ardından psikolojik yardım almaya başladı. Baba Zeki Ünlüer ise kızını kaybettikten sonra kendisini boşlukta hissettiğini ve yaşamak istemediğini söylüyor.

 

“KIZIMIN ÖLDÜĞÜNÜ KABULLENEMİYORUM” "Eşimin hastanedeki kontrolünden çıkışını beklerken kızıma telefon ettim. Arıyorum arıyorum telefon açılmıyor. O an mesaj göndermiş bana, “Baba hastaneden geçerken beni de al” diye. Halbuki hiç öyle bir şey olmazdı, demek ki hissetmiş... O sırada eski eşinden telefon geldi. “Gültepe’de silahlı çatışma olmuş. Pınar’a bir kurşun isabet etmiş” diye. Koşa koşa sigorta hastanesine gittim, bulamadım orada kızımı. O anda ne yapacağımı hiç bilemedim ki. Hemen olayın yaşandığı torunumun okulunun önüne geldim ama hala bilmiyorum şey olduğunu… İnsanlar çoktu tabi ama anlamamıştım. Kızımın şeyi okulun karşısındaki dükkanın önündeymiş aslında. Çocuğuna beslenmesini vermek için beklerken o olay yaşanmış.”



Bu sözler Pınar’ın babası Zeki Ünlüer’e ait. Cinayet anını anlatırken ölüm ve ceset kelimelerini kullanmaktan kaçınmasının nedenlerini de şu sözlerinden anlıyoruz: “Hala kızımın öldüğüne inanmıyorum. Bizler dururken… O çocuk daha 29’unda, suçu günahı yok… Bir psikopatın kurşunuyla öldü. Kızıma evlenme teklif etmiş, evlenme teklifini reddettiği için de öldürmüş. Zaten annesini doktora götürüyorduk, kemoterapi görüyordu. O da oğlunu okula götürüyordu. Annesiyle ve oğluyla uğraşıyordu yani. Hala inanamıyorum ve kabullenemiyorum.”



Psikologlar, kızlarını ve annelerini kadın cinayeti sebebiyle kaybetmiş ailelerin yaşadığı bu süreci bir travma olarak değerlendiriyor. İzmir Kadın Danışma Merkezinde gönüllü Psikolog olan Pınar Ulupınar, ailelerin durumunu şu şekilde açıklıyor: “Ailenin bir yakınını erkek şiddeti yoluyla kaybediyor olması ailenin her bireyi için bir travma. Bu noktada her bireyin psikolojik yardım alması çok önemli. Ama çok kısa sürede kişilerin kendi gündelik yaşantılarına dönmelerini beklemek çok mümkün değil. Bazen öyle bir şey oluyor ki kişiler tedaviye direnç gösterebiliyor çünkü belki de yardım aldığını kabul etmek, kızının ya da annenin öldüğünü kabul etmek anlamına gelebiliyor."



“TORUMUN İÇİN YAŞIYORUZ”

Ünlüer ailesini Pınar’ı kaybettikten sonra tekrar yaşama bağlayan şey 1 yaşından beri beraber büyüttükleri torunları Atilay olmuş. Baba Ünlüer, “Konak Meydanı’na gidip gezemiyorum, insanları cıvıl cıvıl gördükçe içim yanıyor. Yaşamak dahi istemiyorum aslında. Pes edeyim diyorum ama bir tane torunumuz kaldı. Kızımın her şeyi çocuğuydu işte, onun için yaşıyordu. Biz de onun için yaşıyoruz” diye anlatıveriyor. Annesinin öldüğünü bir hafta saklamak zorunda kalmalarına rağmen, Atilay’ın durumu hissettiğini ve yaşına göre dirayetli olduğunu söylüyorlar. Cinayetin Atilay’ın okulunun önünde yaşanmış olmasını ve tekrar o okula gitmek istememesini Psikolog Pınar Ulupınar şöyle açıklıyor: “ O çevredeki her şey çocuğa annesini ve yaşadığı kaybı hatırlatıyor. Maalesef çocuğun okulda ya da başka bir yerde bu konu ile ilgili yaşadığı herhangi bir şey de travmanın devamı demek. Aradan 5 sene geçiyor, 6 sene geçiyor bir bakıyorsunuz acılarınız gün yüzüne çıkıyor ve o süreci yeniden hatırlıyorsunuz. Çocuğun da büyüme süreci ve sonrasında bunları yaşaması çok muhtemel.”
 


“GİT SAVCILIĞA BAŞVUR”
Pınar başvurduğu Gültepe Karakolu’ndan savcılığa başvurması söylenerek geri çevrildi ama koruma talebinde bulunamadan öldürüldü. “Başvurduğunuz kurumlar bu süreçte ve sonrasında yanınızda oldu mu?” şeklindeki sorumuza sitem ederek cevap veriyor Zeki Ünlüer: "Devlet kime sahip çıkmış ki bize sahip çıkacak. Kızım daha önce Gültepe Karakolu’na gitmiş. Beni rahatsız eden var demiş ve durumu anlatmış. Onlar da, “biz bu işlere bakmıyoruz” demiş. Karakoldan çıktıktan sonra polis bir arkadaşına telefon etmiş. “Karakolda savcılığa git dediler, çok rezil oldum” demiş. Savcılığa gitseydi ne olur ki? Türkiye’de öldürülen kadınlar hakkında da koruma kararı var. Hangi koruma görevini yapıyor ki?"
 


Pınar Ünlüer davasında katil iki duruşmanın sonunda ağırlaştırılmış müebbet cezası aldı. Bu yönüyle diğer kadın cinayeti davalarına göre nispeten daha kısa sürdü ve aile açısından istenen şekilde sonuçlandı. Buna rağmen Zeki Ünlüer, adalete olan güvensizliğini şu sözlerle açıklıyor: “Bu resmen bir devlet cinayeti. Çünkü cinayeti gerçekleştiren kişi yasaları biliyor, ne kadar alacağını biliyor ve önemsemiyor. Eskiden insanlar cezaevine girip orada çürümekten korkardı. Artık yasalar hafifleştirildi ve tutarsızlaştı. Bizim istediğimiz cezalar ağırlaştırılsın. Eğer ağırlaştırılmış müebbet aldıysa çıkamasın cezaevinden. Ama bunun olacağına inanmıyorum.”
 


Pınar’ın babası Zeki Ünlüer, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ile Türkiye’nin çeşitli illerinde görülen kadın cinayeti davalarına da destek amacıyla katılıyor. Baba Ünlüer, son olarak Yasemin Yüksel’in İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davasına katılmış. Ünlüer, duruşmada mahkeme başkanının takındığı tavırdan da yakınıyor: “Katıldığım davalardaki hakimler hep tutarsız. Sorulmayacak sorular soruyor. Kızını kaybeden aile var o mahkeme salonunda. Hiç sanığa, ‘Maktulle evlendiğinde kız mıydı’ diye sorulur mu? Ben bunu aileye hakaret olarak kabul ediyorum. Aile bu soru üzerine sanığa hücum etmişti. Çünkü sanık, beni aldatıyordu, daha önce de tecavüze uğramış falan demişti. Ben bütün ölenleri kızım olarak görüyorum ve davalarına gidiyorum, o soruya ben dayanamadım, ana bana nasıl dayansın?”
 


“MAHKEMELERİN TUTUMU İNSAN HAYATINA YÖNELİK DEĞİL”

Kadın cinayeti mağduru aileler, birbirlerinin davalarına katılarak ortak bir mücadele yürütüyor. İzmir Kadın Danışma Merkezi’nde çalışan uzmanlara göre bu durum, aileler açısından manevi destek mekanizması olabileceği gibi, yaşanan travmanın sürmesinde de bir etken. Fakat sivil toplumun ihtiyaç duyduğu destek, en çok ailelerin dayanışması ile sağlanabiliyor. Danışma Merkezi Müdürü Avukat Pelin Erda bu durumu şu sözlerle açıklıyor: “ Her duruşma onlar için bir tekrar ve yeni bir travma. Çünkü bu duruşmalar çok sağlıklı bir şekilde yürümüyor. İnsanların duygularından öte bir şekilde, Ayşe Fatma olarak sanki bir kimlik, bir kağıt parçası gibi değerlendiriyorlar insan hayatını. Yani yargılama mantığı da çok kötü. Dolayısıyla bu onlar için travmanın devamı demek. Acılarını tetikte ve taze tutuyor.”


  • YAZAR
  • Editor