Platform İleri Haber'de
24.8.2014
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav'la İleri Haber'in yaptığı röportajı paylaşıyoruz.

 Türkiye'de her geçen gün sayısı artan kadın cinayetlerine karşı kurulan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu yaklaşık beş yıldır mücadelesine devam ediyor. “Kadın cinayetlerinin ancak kadınların bir araya gelerek yürüttükleri kararlı ve sürekli mücadelenin durdurabileceğini” dile getiren platformun genel temsilcisi Gülsüm Kav'la kadın cinayetlerinin nedenleri, İstanbul Sözleşmesi, 6284 nolu yasa ve bir süredir gündeme getirdikleri beş talep hakkında konuştuk.

 

8 AĞUSTOS'TA BİNLERCE KADIN YÜRÜDÜ

 

Kadın cinayetlerinin artışının nedenleri sizce nelerdir ve bu artışı durdurmak için neler yapılabilir? Sizler neler yapıyorsunuz?

 

Kadın cinayetlerinin kadınların ezilmesi ile ilgili politik bir konu olduğu ve bu konudaki tarihsel maddeci analizimiz , ne iyi ki artık kabul görmeye başladı. Türkiyeli kadınlar haklarını arıyor ve buna erkek egemenliği direnç gösteriyor. Hiç şüphesiz toplumun ilerlemesi nasıl durdurulamazsa, kadınların haklarına kavuşması da durdurulamayacak. Ama bu sürecin kadınların hayatına mal olmasını engelleyebiliriz. Bu tarihsel sürecin AKP’ye denk gelmiş olması büyük bir terslik. Ülkeyi erkeklere kuvvet ve cesaret veren hükümet yerine, kadınları güçlendirip erkeklerin direncini kıran bir siyaset yönetse, kadınlar öldürülmeyecek ve tüm toplum kazanacak. İlk yapılması gereken de kadınların güçlü ve örgütlü mücadele yürütmesidir. Bu konu konuşulurken hep “eğitim şart” denir  ya, oysa “mücadele şart”.  Ancak mücadeleyle erkek egemenliğini geriletebilir ve sorumluların adım atmasını sağlayabiliriz. Hayatını seçmek uğruna öldürülmüş olan kadınlara saygı duymalı, onların bu mücadelesine sahip çıkmalıyız. Biz platform olarak öldürülen kadın kardeşlerimizin aileleri, hayatta kalmak için korunma mücadelesi verenler ve onların yanında yer alan tüm kadınlarla birlikte 5 yıldır bir mücadele sürdürüyoruz. Son yürüyüşümüzde de gördük ki toplumun tüm kesimleri artık bu sorun çözülsün istiyor, kadın cinayetlerinin durması için binlerce kadın yürüyor. Bu sonuç önemli ama ileriye taşınmasını iyi olacaktır. 8 Ağustos yürüyüşünde gördük ki, toplumun farklı kesimlerinden katılan herkesin sorunun çözümü yönünde söyleyecek bir sözü var. Bu bize kadın cinayetlerini gündemine alan bir kadın konferansının yararlı olabileceğini düşündürdü ve bir görev yükledi. Konferansı örgütlemek için görüşmelere de başladık. 

 

'YASA UYGULANMIYOR'

 

6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun bir kampanya haline getirildi fakat kadın cinayetleri hala devem ediyor. 6284 Sayılı yasa neden kadın cinayetlerini önleyemiyor?

 

Yanıt çok açık yasa uygulanmıyor. Yapımında bizim de emeğimiz bulunan bu yasa, bazı taleplerimiz yerine getirilmemiş olsa da, öncekine göre iyileştirilmiş, daha kapsamlı ve etkin diyebiliriz. Ancak yürürlüğe girip de biz buna memnun olduğumuz ilk anda, AKP pişman oldu bence. Sonrasında da uygulamamak için ellerinden geleni yaptılar. Sorumlular ilk sene “nasıl uygulayacağımızı bilmiyoruz” diyorlardı. Biz bu bahaneyi ortadan kaldırmak için yönetmelik yayınlansın diye epey uğraştık. Nihayetinde yönetmelik yayınlandı ancak yasa fiilen sürekli deliniyor, hatta kadınlar koruma altındayken de öldürülüyor. Korunma kararları için birbirine benzemeyen kadınların ortak bir cümlesi var: ”Koruma kağıt üzerinde kalıyor.” Gerçekten de öldürüldüklerinde bu kararların olduğu kağıtlar, kadınların çantalarından çıkabiliyor. Ve devlet “bana başvurduğu halde ben onu nasıl koruyamadım?” sorusunu sormak yerine, Bakan “Koruma altında öldürülen kadın yok” diye yalan açıklama yapıyor. Bakan böyle yapınca, karakola başvuran kadına polisler “Çok geliyorsun, kağıtlarımızı bitiyorsun” diye cevap verebiliyor.  Kadının çantasından çıkan 1 kuruşluk kağıdı bile çok görebiliyorlar. Oysa biliyoruz ki devletin imkanları çok, hele güvenlik bakımından. Bütün imkanlar elinde ve onlar aslında kadınların da ödediği vergilerle sağlanan kamu kaynakları. Elbette kadınlar bu kaynaklardan hayatlarını kurtarmak için yararlanacaklar.

 

YASALAR KAĞIT ÜZERİNDE KALDI

 

AKP döneminde yapılan yasal düzenlemeleri ve tabii buna bağlı olarak cinayetlerin artışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

AKP ilk döneminde, tarihte hazır bulduğu kadın-erkek eşitliği için yapılan bazı düzenlemelerin devamını getirdi. İstemeyerek de olsa AB süreci, demokrasi getireceğim havası derken kadınlar için bazı görece iyileştirmeler yapmak zorunda kaldı. Ceza yasasında evlilik içi cinsel saldırı ve tacizin yasa kapsamına alınması, kadına yönelik şiddetle mücadele eylem planları, “kadın dostu kentler”, “iş’te eşitlik” kampanyaları ve en önemlisi 6284 sayılı Koruma Kanunu gibi. Ama iş bunların uygulanmasına gelince, muhafazakar tabiatı gereği çok gönülsüz davrandı. Dünya yüzündeki diğer muhafazakarlar gibi, dünya kapitalizmiyle bütünleşmek için biçimsel olarak mecbur kaldıklarını yaptı. Sonra kendine fayda sağlayacağını düşünmediği ama mecbur kalıp imza attığı ne kadar yasa var ise onları kağıt üzerinde bıraktı. Üzerine bir de her gün yeni kadın düşmanı açıklamalar yaptı. Hem erkekler hem de yasa uygulayıcıları rahatladılar. Bütün bunların en üst düzeyde olumsuz sonucu olarak da kadın cinayetleri devam ediyor.


 
İstanbul Sözleşmesi'ni nasıl değerlendiriyorsunuz?  Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, “6284 sayılı yasa bu sözleşmeye uygun yapıldı” dedi. Sizce farkı nedir?

 

Kadına yönelik şiddetle mücadelede bütünsel önlemler getiren bu uluslararası sözleşmenin, bizimkiler tam tersini yaparken gündeme gelmesine herkes şaşırdı. Bence AKP de şaşırdı, sonuçta onun kurmak istediği Türkiye’de kadına reva gördükleriyle, burada anlatılan evrensel hakların hiç alakası yoktu. Daha yeni Bülent Arınç burada yazanların tam tersini yapmıştı, sözleşmeye göre suçlu konumdaydı. AKP yine uluslararası komplo ya da Gezicilerin bir numarası olduğundan bile şüphelenmiş olabilir. Nitekim Bakan Ayşenur İslam önce basına demeç bile vermedi sonrasında ise ilk şoku atlatınca, bu bir zamanlar imza atıp unuttukları sözleşme hakkında açıklama yapması gerektiğini fark etti ve birkaç cümle söyledi. Daha önce imza attıkları için mecburen sözleşmeyi savunmak durumunda da kaldı. İstanbul Sözleşmesi’nin, kadınların buna çok ihtiyacı olan bir dönemde yürürlüğe girmesi ve bakanın da onu savunmak durumunda kalması bence iyi oldu. Evet 6284 sayılı yasa, sözleşme maddelerinden de izler taşıyor. Ama bu AKP’nin değil, yasanın yapımında emek veren kadın mücadelesinin marifetidir. Ayrıca İstanbul Sözleşmesi’nin yasada ve hatta diğer uluslararası sözleşmelerde olmayan bazı özellikleri var. Şiddete odaklanıp bütünsel önlemler tanımlaması, hem korunma hem de ceza yaptırımlarını içermesi, şiddetle mücadelede temel olan cinsiyet ve cinsel yönelim eşitliğini merkezine alıp, ayrımcılığın kapsamını genişletmesi önemli. Kadınlar kendi ülkelerinde korunamıyor ise mültecilik hakkından yararlanabilecek, bize başvuran kadınlar arasında bunu bekleyenler vardı ve iyi oldu. Mültecilik hakkının uygulandığı örnekler yaratırsak, hem kadının hayatı kurtulacak hem de önemli bir dolaylı sonucu olacak. Devletin topluma “Ben kadının hayatını gerekirse yurt dışına çıkararak korurum” mesajını vermesi erkek egemenliği üzerinde siyasal olarak etkili olacaktır. Tabi bundan sonra esas mesele sözleşmesin uygulanması, bu konuda AKP’ye güvenmemek için pek çok sebebimiz var. Bu yüzden mücadelemize güvenmeli ve hem yasanın hem de sözleşmenin uygulanmasının sonuna kadar takipçisi olmalıyız.

 

Dünyadaki kadına yönelik şiddet ne durumda, siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?


 
Türkiye’de şiddet konuşulurken sorumlu taraflar sürekli dünyada da şiddetin bitmediğini söylerler. Evet dünyada şiddet devam ediyor ama oranlarına baktığımızda bizimle yarışan sadece Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) var. Örneğin son dönemde Danimarka kadın cinayetleri artıyor diye alarma geçip acil önlemler alıyor. Bakıyorsunuz duruma, oranlar bizdekinin yirmide biri bile değil. Sayılar değil, yaşayan gerçek kadınların hayatı önemli elbette ama ister istemez orana bakıyorsunuz. Bize yakın bir şiddetin sadece Pakistan gibi ülkelerde olduğunu görüyoruz. IŞİD ise kadınların ve insanlığın tarihini ilk çağlara götürmeye çalışan bir vahşet sergiliyor. Buna karşı da birlikte mücadeleyi yürütmeli ve Ortadoğu’daki kadın kardeşlerimizi yalnız bırakmamalıyız.

 

KADIN BAKANLIĞI KURULMALI

 

Bir süredir çalışmalarınızda beş talebiniz olduğunu belirtiyorsunuz. Nedir bu talepler?

 

Bu taleplerimizle, kadın cinayetlerini önlenemez bir doğal afet gibi kabul etmemizi isteyenlere karşı, çözüm yolları olduğunu ve bunu bildiğimizi göstermek istiyoruz. En başa “Cumhurbaşkanı, başbakan ve meclisteki bütün parti liderlerinin kadına yönelik şiddeti kınamasını istiyoruz” yazmamız boşuna değil. Bu maddenin ne kadar önemli olduğunu, geçtiğimiz günlerde Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın kahkaha atan kadınları hedef gösterdiği sözlerinde de gördük. Ertesi gün Erzurum Adliyesi’nde görülen bir davada, Arınç gibi düşünen yargı görevlileri, yaralanan kadın tayt giymiş olduğu için şiddet uygulayan erkeğe indirim verdiler. Yapılması gereken bunun tersidir. Toplumda sözünün kuvveti olan yöneticiler şiddet uygulayan erkeği kınasalar emin olun durum değişecektir. Madem hergün kadın öldürülüyor, yöneticiler de hergün bunu kınasınlar. İkincisi ise 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetim Önlenmesine Dair Kanun’un etkin uygulanması ve uygulanmasının önemi. Üçüncü talebimiz ceza kanununda caydırıcı ceza düzenlemesinin yapılması. Bizim kadın cinayetlerinin töre cinayetleri gibi nitelikli halden sayılmasını öneren Ceza Kanunu Ek Madde teklifimiz var. Dördüncü talebimiz ise çok önemli bulduğumuz  Kadın Bakanlığı’nın kurulması. Çünkü öldürülen özne aile değil kadındır. Bakanlıktan kadın adının silinmesine karşı, şiddeti ve eşitsizliği artmasın karşı mücadele etmiştik. Bugün başta ölüm olmak üzere kadının yaşadığı birçok hak ihlali varsa elbette sadece kadınlar için çalışacak bir bakanlık olmalı. Son olarak da cinsiyet ve cinsel yönelim eşitliğini esas alan yeni anayasa talep ediyoruz. Şiddetin kökeni eşitsizlik ve onunla mücadelede eşitlik politikaları temel teşkil ediyor. Böyle bir anayasanın hem kadınların hem de tüm toplumun ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz.