Ayşenur İslam yine kadın cinayetlerini yok saydı
30.10.2014
Dünya çapında yayınlanan kadın erkek eşitliği raporunun hemen ardından Ayşenur İslam'dan bir açıklama geldi.Geçtiğimiz hafta kadın cinayetleri "insanlık suçudur" diyen Ayşenur İslam bugün Anadolu Ajansına yaptığı açıklamada Türkiye'deki kadın cinayeti gerçekliğini yine yok saydı. "Erkekleri bilinçlendirmeliyiz" dedi.

 Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, panik butonu uygulamasının etkili bir yöntem olmadığı sonucuna vardıklarını açıkladı. Ayşenur İslam'ın dünya çapındaki kadın erkek eşitliği raporunun açıklanmasının hemen ardından yaptığı bu açıklamanın zamanlaması da dikkat çekici. Türkiye'nin Dünya genelinde Tunus, Bahreyn gibi ülkeleri bile gerisinde bırakarak kadına yönelik şiddet konusunda sınıfta kalmasının ardından Ayşenur İslam kadın cinayetlerini yine yok saydı.

 

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için çözüm olarak “güçlü aile sistemini” gösteren Bakan İslam, buton sisteminin de etkili olmadığını belirterek, “Araştırma sonuçları çok da iyi gelmeyince fevkalade etkili bir tedbir değil. Mahkemenin böyle bir karar verdiği herkese takıyoruz. Sistem çok iyi değil” dedi.

 

Erkeklere ceza yok, rehabilitasyon var

“Kadınlar şiddetin bir tarafı ve mağdur olan taraf. Demek ki burada bir hata var. Biz asıl erkekleri bilinçlendirmeliyiz ve sorunun kökenine inmeliyiz. Neden? Bu şiddet olayları neden kaynaklanıyor? Bunu bulmak zorundayız. Bununla ilgili araştırmalar yapmak zorundayız.

 

“Kadına yönelik şiddetle mücadele ve toplumsal şiddetle mücadelede biz sivil toplum kuruluşlarının çok yardımını gördük. Onlarla birlikte ciddi çalışmalar yaptık, bunları sürdürmek istiyoruz. Sadece kadını eğitelim, bilinçlendirelim değil, aileyi bilinçlendirelim, toplumu bilinçlendirelim ve elbette erkekleri de bilinçlendirelim.

 

Kadınların çoğu boşanmak istediği için öldürülen ülkenin Aile Bakanı:

“Güçlü aile sistemlerinin toplumsal yaraları sarma konusunda çok önemli fonksiyonları var. Aile yapısının sorunsuz ve güçlü olması çok önemlidir. Toplumsal ilerlemenin ve insan refahının da önünü açan bir sistemdir. Bizim geleneksel aile yapımız buna müsait. Ama son zamanlardaki bütün dünyadaki gelişen sistemlerle beraber Türkiye’de de aile yapısının giderek zayıfladığı, güç kaybettiği, çok ciddi sorunlar içermeye başladığı gibi iddialar var.

 

“Bunlar muhakkak araştırılması gereken iddialar. Bakanlık olarak bunu araştırıyoruz. Bu bulgular tespit edildiğinde, güçlendirme politikalarının o yöne doğru sevk edilmesi ve ailenin yeniden sorunları çözen, kucaklayıcı, birleştirici mekanizma haline getirilmesi gerekiyor. Bu yönde politikalar üretiyoruz” ifadelerini kullandı.

 

Tek işimiz kadınlar mı!

“Şiddet hiçbir zaman manşet olmuyor. Bazen, çok nadiren birinci sayfalarda kıyıda köşede kendisine yer bulabiliyor. Ama şiddetle ilgili herhangi bir konu gündeme geldiğinde bakanlığımız derhal manşete çekiliyor. Sanki tek problemi buymuş, uğraştığı tek iş buymuş gibi bir görüntü ortaya çıkıyor. Toplumsal şiddetin manşet olmasını önermiyorum. Bu çok önemli bir sorundur. Bunun çözümünde basına düşen çok önemli görevler vardır. Ama basın kendi iç kontrol mekanizmalarını işleterek, bununla ilgili katkısını nasıl vereceğini ciddi olarak tartışmalıdır.

 

“Bu tartışmayı yapma İstanbul Sözleşmesi’nin 17. maddesiyle ve bizim şiddete önlemekanunumuzun 16. maddesiyle de basına bir görev olarak tanımlanmıştır. Bunu biz size buradan vaaz edemeyiz. Şöyle yapın, böyle yapın falan… Zaten sizin kendi etik kurallarınız var. Onlara biz göz atılsa zaten her şeyin orada planlandığı görülür. Bu manada bize yardımcı olmanızı istiyoruz. Nasıl ve kim sorularından ziyade neden sorularına odaklanılsa, mağdurdan ziyade mağdurun hikayesini bütün detaylarıyla adeta teşvik edici bir misal haline getirerek, ön plana çıkarmaktan ziyade failin durumunu ortaya koyan, faile odaklanan bir haber dili kullanılsa belki he şey değişir.”

 

Kadınları korumanın en etkili yolu denetimli serbestlik mi?

“Buton sadece mağdura verilen bir şey. Mağdur ihbar ederse ancak kolluk güçlerinin devreye girdiği bir sistem var. Bunun pilot uygulamaları Adana ve Bursa’da 2012’de başlamıştı. Şu ana kadar 204 şiddet mağduruna verilmiş durumda. Bugün itibarıyla Adana’da 15, Bursa’da 43 aktif panik butonu var. Daha önce birkaç erkeğe verilmiş olmakla birlikte şu anda aktif erkek kullanıcı yok. Araştırma sonuçları çok da iyi gelmeyince fevkalade etkili bir tedbir değil. Mahkemenin böyle bir karar verdiği herkese takıyoruz. Sistem çok iyi değil.

 

“Kadına veriyorsunuz panik butonunu, saldırgan olduğunu düşünülen kişi ona yaklaştığında, kadın bunu fark ettiğinde basıyor ve kolluktan yardım istiyor. Kolluk oraya gelinceye kadar iş işten geçmiş olabiliyor. Dolayısıyla mağdurun izlenmesinden ziyade failin elektronik olarak izlenmesi çok daha iyi bir sistemdir. Bununla ilgili Türkiye’de bir sistem var aslında. Denetimli serbestlik adı altında failin izlendiği ve mağdura yaklaştırılmadığı bir sistemdir. Kadına şiddet vakalarında da aynı sisteme dahil olmak istiyoruz.

 

Yine kadınlar suçlu

“Adalet ve İçişleri bakanlıkları ile Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bu konuda başvurular yaptık. Denetimli serbestlik sisteminin bu tür vakalarda uygulanıp uygulanamayacağını ve bunun iyi bir sonuç verip veremeyeceğini tartışıyoruz. Denetimli serbestlik sistemi konusunda bir değerlendirmeye gidilebilirse yine bir kaç ilde bunun pilot uygulamalarını yapacağız. Daha iyi bir sonuç elde edersek sistemi o yönde evirmeye çalışacağız.”

 

“’Adalet Bakanlığımız ile yaptığımız görüşmeler sonucunda kanunlarda bir takım değişimler yapılabilmesi için girişimlerde bulunduk. Erken yaşta evliliğin cinsel suç olarak, ayrı bir biçimde tanımlanmasını ve ayrı müeyyideler oluşmasını sağladık. Yasal mevzuat konusunda ülkemizde çok büyük bir açık yok bu konuda. Dini nikah adı altında yapılan törenler tamamen yası dışı. Bunların engellenmesi gerekiyor.

 

“Annelerde bazen, özellikle kırsal kesimlerde şöyle bir duyguyla karşılaşıyoruz, ‘Ben erken evlendim, çocuğum da evlenebilir.’ Annenin şunu söylemesini istiyoruz halbuki ‘Ben erken evlendim, erken yaşlandım. Hayattan tat alamadım, çocukluğumu yaşayamadım, gençliğimi yaşayamadım. Benim kızım niye bu kaderi benimle paylaşsın?’ Böyle bakmasını arzu ediyoruz annelerin. Babanın da çocuğunu bir meta olarak görmemesini, çocuğu karşısında bir alış verişe girmemesini, eski kötü alışkanlıkların, başlık parası, berdel gibi, artık tarihte kalmasını günümüze gelmemesini bekliyoruz.

 

“Bu konuda bütün işbirliklerine açığız. Bir zihniyet değişimine, dönüşümüne ihtiyacımız var. Bu eski ve köhne bir alışkanlık, bugünkü çağda sürmemesi gereken bir alışkanlık. Bunu sıfıra kadar indirmeyi arzu ediyoruz.”


  • YAZAR
  • Editor