Röportaj:Şiddete karşı topyekün mücadele
27.11.2014
CHP Milletvekili Binnaz Toprak ile Mecliste yapılan bütçe komisyonu görüşmelerini değerlendirdik ve kadına yönelik şiddete,kadın cinayetlerine karşı mücadele cephesini konuştuk.

Mecliste yapılan bütçe komisyonu görüşmelerinde kadına yönelik şiddetle ilgili bir önerge sunmuştunuz. Size göre nasıl bir bütçe planlaması yapılmalı?

 

Kadına yönelik şiddet vakaları o kadar arttı ki bununla topyekün mücadele etmek gerekiyor. Palyatif tedbirlerle ya da yasal düzenlemelerle kadın yönelik şiddetin ve cinayetlerin önüne geçilemediğini artık biliyoruz. Son yıllarda bu doğrultuda önemli yasal mevzuat değişikliklerine gidildi. Mesela TCK’da cinsel tacizle ilgili suçların cezaları ağırlaştırıldı. 2011’de kadına yönelik şiddetin önlenmesiyle ilgili uluslararası bir sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’ni ilk defa Türkiye imzaladı. Meclis olarak kadın erkek herkes bu sözleşmeye elini kaldırıp onayladı. 2012’de Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Yasası çıktı. Bu yasanın ismi problemli olsa da her halükarda önemli değişiklikler oldu ancak kadına yönelik şiddet önlenemiyor. Benim meclise önerim ise 2015 yılının kadına karşı şiddetle mücadele yılı ilan edilmesi ve yıl boyunca kadına yönelik şiddetle topyekün mücadele verilmesi. Kadın cinayetlerindeki artış korkunç durumda, son 7 yılda %1400 artmış.  Bu durumun kendiliğinden ortadan kalkması mümkün değil. Yasalar da bir yere kadar önleyebiliyor. Neler yapılabilir diye düşünürsek bir kere her şeyden önce yargının, sağlık birimlerinin ve polisin eğitilmesi lazım ve bunun için de bütçe ayrılması gerekiyor.Son yıllarda öldürülen kadınlara baktığımızda kadınlar, defalarca polise jandarmaya gitmişler. Ama her seferinde polis de jandarma da ‘’kocandır, barışın’’ diyip ya ikna ederek ya zorla kocasıyla barıştırmış kadınları. Polis de sağlık birimleri de kadına yönelik şiddeti ciddiye almıyor hatta bundan birkaç yıl önce haberlerde yer almıştı: bir kadını kocası sokak ortasında gündüz vakti defalarca bıçaklıyor, iki tane polis de ellerini kovuşturarak seyrediyor bu olayı. O polisler hakkında da herhangi bir işlem yapılmamıştır eminim ki. Çünkü genel olarak toplumda da ‘’aile meselesidir bu, müdahale etmeyelim’’ gibi bir anlayış var. Yargı için de geçerli bu durum. Aralarında öğretmenlerin, subayların bulunduğu 26 kişinin cinsel tacizine uğrayan 13 yaşındaki N.Ç’nin davasında, kızın kendi rızası vardı denilerek cezalarda indirime gidildi. 13-14 yaşında bir kız çocuğunun rızası olabilir mi? Bütün uluslararası hukuk anlayışına ters çünkü 18 yaşından küçükler için rıza gibi bir durum söz konusu olamaz. Ya da davalarda haksız tahrik indirimlerine hatta mahkemelerde kravat taktı, boynunu büktü diye ceza indirimlerine gidiliyor. Bunların önlenmesi lazım.

Yargının, polisin, sağlık birimlerinin kadınlara bu şekilde davranması ya da TCK’da kadının yerinin olmaması hükümet politikalarından kaynaklanıyor olabilir mi?

 

TCK’da kadının yeri olmadığını düşünmüyorum. Çünkü kadın örgütleri çok uğraştılar, meclisin önünde kamp kurdular, günlerce bağırdılar çağırdılar ve 2004 yılında yani AKP iktidarı döneminde bu ceza kanunu değişti. Kadın örgütleri de bu ceza kanunundan memnun. Mesela bu yasa, evlilik içi cinsel tacizi bile kabul ediyor ki bu çok az ülkede kabul edilir durumda. Dolayısıyla mesele ceza kanununda değil ama mevcut hükümetin kadına bakış açısı, kullandıkları dil oldukça sorunlu. Bu bakış açısından dolayı kendini rahat hisseden insanların kadınlarla ilgili söyledikleri şeyler de vardı. Mesela din felsefesi üzerine yazan birinin kadınlar hamileyken sokağa çıkmasın demesi, Bülent Arınç’ın kendisi her ne kadar tekzip ettiyse de kadın kahkahası hakkındaki lafı, Cumhurbaşkanı’nın kadınları giyimi kuşamı üzerine söyledikleri ve her şeyden de önemlisi kadına bakış şekli. Çünkü kadın birey olarak, hakları olan vatandaş olarak görülmüyor. Bu durum şiddet yasasında çok bariz bir biçimde açığa çıktı. O yasanın adı Kadına Karşı Şiddet Yasası’ydı. Kadın örgütleri, bu ismi Fatma Şahin’e kabul ettirmişlerdi. Sonra yasa Bakanlar Kurulu’na gitti ve geri döndüğünde yasa, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi ismini aldı. Buraya ailenin korunmasını koyduğunuz anda zaten problemi ikiye katlamış oluyorsunuz çünkü bu kadınlar sokaktaki tanımadıkları insanlar tarafından öldürülmüyor ki sorun ailede. Ben o zaman komisyonda da Fatma Şahin’in olduğu toplantılarda da bunu söylemiştim. Bu kadınları öldürenler de kocaları, eski kocaları, sevgilileri, babaları, erkek kardeşleri vs. yani ailedeki erkekler. Dolayısıyla kadını kendi başına bir birey olarak görmediğiniz sürece kadını ailenin bir ferdi olarak gördüğünüz sürece bu sorunu çözemezsiniz. Türkiye başka birçok konuda olduğu gibi bu konuda da mış gibi yani yapıyormuş gibi görünüyor. Yasa çıkarmak da mış gibi yapmanın bir parçası bu yüzden yasa çıkarmayla da bu sorun çözülmeyecek.  Sadece eğitim meselesi de değil bu. Her şeyden bir kadın bakanlığı olmalı. Yıl boyunca radyoda, televizyonda kamu spotları yayınlanmalı. Bakanlık tarafından bütçe ayrılarak bu konuya ilişkin diziler yaptırılıp televizyonlarda yayınlanması gerekir çünkü insanlar çok fazla dizi izliyor. Bütün kamu mekanlarına kadına karşı şiddetle ilgili afişler asılabilir. En önemlisi ilk ve orta öğretim müfredatına dersler konması. Ben bunu komisyonda söylediğimde “ders kitaplarında var” dediler. Baktım bir paragraflık bir şey var kitaplarda ancak ben ondan bahsetmiyorum. Küçük yaştan itibaren kadınların hakları ve toplumsal cinsiyet konusunda belki sadece kadınlarla ilgili değil önyargılarla mücadele dersi gibi bir ders konulabilir. Çünkü bunu ailelere bırakamayız. Türkiye’de ortalama eğitim süresi 6 yıldır. 6 yıl eğitim almış bir anne babanın çocuğuna hoşgörülü, demokrat değerleri hak hukuk savunan değerleri aşılamasını bekleyemeyiz. Bilakis  ailelerde çocuklar nesilden nesile önyargılarla büyüyorlar. Kadının rolleriyle ilgili önyargılar, erkeğin rolleriyle ilgili önyargılar, namus meselesiyle ilgili önyargılar vs. Ayrıca koruma tedbirlerinin de çoğaltılması lazım. Koruma isteyen kadınların çoğuna koruma verilmiyor. Koruma verilse bile kısa süreler için veriliyor. Bazen bütün bir aile karar veriyor bir kadının öldürülmesine özellikle Türkiye’nin bazı bölgelerinde. Bu karar verenlerin tamamına ceza verilmesi lazım. Bu yasa da var ancak her zaman uygulanmıyor. Mahkemelerin, yargıçların da bu konuda eğitilmesi lazım. Yapılacak çok iş var ancak bunu ciddiye alıp böyle topyekün bir mücadele planı çıkarmadıkça bu sorunu çözmenin imkan ve ihtimali yok. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın verilerine göre 2014’ün ilk 7 ayında 7 bin kadın şiddet gördüğü için devlete sığınmış. 2012-2014 yılları arasında 22 bin 137 kadın hakkında geçici tedbir kararı alınmış. 2013 yılında devlete bağlı sığınmaevlerinde kalan kadın ve çocuk sayısı 12 bin 648, 2014’ün ilk 7 ayında ise 10 bin 355. Alo 183 hattına Ocak 2011-Haziran 2014 yılllarında 94 bin 86 çağrı gelmiş. Yüz bin kadın ‘alo 183’ü arıyor ve “ben şiddet görüyorum, beni kurtarın” diye telefon ediyor. Dolayısıyla bu durum kendi haline bırakılacak, “kanunları geçirdik şimdi rahat edelim” denebilecek bir mesele olmaktan çoktan çıkmış vaziyette. Bir de bu sayılara intihar süsü verilen, intihara zorlanan kadınlar da dahil değil. Ben akademisyenken, 2008 yılında bir araştırma için insanlarla birebir görüşüyordum. O yıllarda Batman kadın intiharlarıyla meşhurdu. Çok soruşturdum bu durumu ve demokrat bilinen insanlara sordum, hepsinin söylediği kadınlar köyden geliyorlar şehre ayak uyduramıyorlar oldu. Yalnızca bir kişi asıl nedeni söyledi, o da bir kadın derneğinin eski yöneticisiydi. O günkü yöneticisi de intiharları bilmiyorum havasındaydı yani o bile çekiniyordu. Eski yönetici, bu intiharların esas nedeni ensest yani aile içindeki cinsel taciz dedi. Ve de bu tacizler ortaya çıkmasın diye kadın bir yere kapatılıyor ve intihara teşvik ediliyor. Yanına bir tane de ip konularak intihar etmesi bekeniyor. Böyle pek çok olay var biz yasa çıkardık diyerek vicdanımızı rahatlatıyoruz sadece.

 

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu kadın cinayetlerini gündemine alıyor mu?

O komisyon uzun süredir hiç toplanmadı. Ondan önce de benim hatırladığım kadarıyla kadın cinayetleri hiç ele alınmadı. Kadına karşı şiddet yasası çıkarken konuşulmuştu. Ondan sonra da zaten ‘çıkardık yasayı’ havasındaydı. Ben kadın yılı ilan edilmesi önerimi birkaç kere de orada gündeme getirdim ama öyle kaldı. 


  • YAZAR
  • Editor