Gülsüm Kav yazdı: İyi bir haber
3.12.2014
İlk defa bu sene 25 Kasım'da Türkiye'nin her yerinden, sadece metropollerden değil mesela Erzurum'dan Trakya'ya kadar her ilden, konferansı yapan kadınların söylediği sözler duyuldu. Bu sene 25 Kasım'da sözlerimiz hiç tanımadığımız, uzaktaki kadınlar tarafından da aynen söyleniyor ise, yani kadın cinayetlerini durdurma mücadelesi bu kadar anonimleşiyor ise, daha iyi haberlere de yaklaşıyoruz demektir. Tüm kadınlara ve halkımıza armağan olsun.

Yılsonuna yaklaşıyoruz ve bu sene şu ana kadar bilebildiğimiz kadarıyla iki yüz yetmiş kadın kardeşimiz erkekler eliyle hayatını kaybetti. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun iletişim araçlarından ve başvuran ailelerden derlediği verilere göre durum böyle.

 

Yaşayan gerçek insanlar; her biri ayrı bir hayat olan kadın kardeşlerimiz elbette bir sayı ile ifade edilemez. Ayrıca kadın cinayeti gerçeği gözümüzün önünde her gün yaşadığımız somut olaylarda açıkça ortada. Ancak ortadan kaldırmak için mücadele edilen tablonun seyrini izlemek de önemli, bu açıdan ister istemez sayılara da bir ihtiyaç var. İşte bu nedenle yıllar önce ilk kurulduğu zamanlardan bu yana Platform bu maddi bilginin peşine düşüp, Bilgi Edinme Kanunu’na dayanarak yetkililere sordu. Her seferinde ya hiç yanıt alamadı ya da çelişkili yanıtlar aldı. Bunun üzerine iş başa düştü diyerek kadın cinayeti gerçeklerini kendi imkânları ile derleyip her ay kamuoyu ile paylaşıyor. Artış yaşadığında dertleniyor, dikkat çekmek için daha da çok çırpınıyor.

 

Yıllar böyle geçer iken bu Kasım ayında ilk kez başka bir şey oldu; kadın cinayetlerinde bir önceki aya göre yarı yarıya azalma gerçekleşti.

 

Sene 2014 ve biz buna bile seviniyoruz ne yazık ki. Öldürülen kadın sayısının uzun zamandır ilk defa yirminin altına düşmüş olmasına elbette seviniyoruz. Bazı kadın kardeşlerimizin hayatının kurtulmuş olmasına elbette seviniyoruz. Bu bizde “azaltmayı başardık, durdurmayı başarmamız da yaklaşıyor” görüşünü güçlendiriyor.

 

Peki, Kasım ayında da ne oldu da böyle oldu?

 

Şimdiye kadar kadın cinayetlerine seyirci kalan hatta önünü açan devlet görevini yaptı da kadınları mı korudu? Hayır.

 

Yanıt basit; devletin yapmadığını bütün bir ayı mücadele ile geçiren kadınlar yaptı. Daha önemlisi ilk defa örgütlü biçimde güçlerini birleştirerek  “Kadın Cinayetleri ve Çözüm Yolları Konferansı” yaptı, yüzlerce kadın sorunu çözmek iradesi gösterdi, bunun için omuz omuza mücadele kararı aldı. Şiddetle mücadele günleri olan 25 Kasım’da hemen bu kararı uyguladı; en önemli mesele can meselesi dedi bu gerçeği yere göğe duyurdu.

 

İlk defa bu sene 25 Kasım’da Türkiye’nin her yerinden, sadece metropollerden değil mesela Erzurum’dan Trakya’ya kadar her ilden, konferansı yapan kadınların söylediği sözler duyuldu. Ve konferansta olan olmayan birbirinden farklı kurumlar, farklı kadınlar aynı sorunu söyledi, benzer çözüm yollarını gösterdi. İlk defa bu sene her ilden, çok farklı dinamiklerden “kadın cinayetleri var ve çözümü de var” sesi geldi, tüm toplum dalgalandı.

 

Demek ki, bizlerin sade bir biçimde yan yana gelmemiz bile bambaşka bir etki yaratabiliyor. Toplumun henüz belki buluşmamış olduğumuz tüm kesimlerinde bir canlanma oluyor ve durumu değiştirebiliyoruz. Her şeyden önce bazı kadınların hayatları kurtulabilmiş oluyoruz. Bu kararlılık, Meclis’te de etki yarattı;  bu sene AKP dâhil her siyasi parti kadın cinayetlerini gündemine almadan edemedi.  CHP, HDP zaten sorunu daha fazla sahiplenir iken, MHP Başkanı nezdinde açıklamalar yaptı, AKP Kadın Kolları bile 25 Kasım’da öldürülen bir kadın kardeşimiz için “karanfil bırakma eylemi” yaptı.

 

Böyle bir 25 Kasım süreci yaşamamızda kadın cinayetlerini durdurma mücadelesinin ilerlemiş ve güçlerinin büyümüş olması önemli faktördür.

 

Bu dönemde Erdoğan’ın, tüm toplumun tersine kadınların eşit haklarına saldırması ise durumu kadınlar lehine değiştirdi. Ona tüm toplum biz “eşitliği ve kadınların hayatını sahipleniyoruz” diye yanıt vermiş oldu. Erdoğan zor durumda kaldı, Ayşenur İslam ile birlikte durumu kurtarmak için “öyle demek istemedik” açıklamaları ile durumu kurtarmaya çalıştılar. Bu arada son haftada art arda  üç kadın cinayetinin, onların bu ayrımcı açıklamaları sonrasına  rastlamış olması da çözüm yolunda nasıl bir engel oluşturduklarının kanıtıdır. Açıkça ortadaki “demek istemedikleri” bile kadınları öldürüyor. Bütün bir toplum “yeter” deyip harekete geçiyor ve bu olumlu sonuçlar doğuruyor iken, asıl sorumluların hala görmezden gelip tersine açıklamalar yapması da hemen olumsuz sonuçlarını doğuruyor. İşte kadın cinayetlerinin çözümü için önümüzde kalan tek engel budur.

 

Kadın cinayetlerini azaltmayı başaranlar elbette bu engelleri kaldırmayı da başaracaklar. Bu sene 25 Kasım’da sözlerimiz hiç tanımadığımız, uzaktaki kadınlar tarafından da aynen söyleniyor ise, yani kadın cinayetlerini durdurma mücadelesi bu kadar anonimleşiyor ise, daha iyi haberlere de yaklaşıyoruz demektir. Tüm kadınlara ve halkımıza armağan olsun. 


  • YAZAR
  • Editor