Fıtratımızdaki tek şey gözlerimizin rengi, öldürülmemiz ise "kadın cinayeti"
Sözlük anlamı bakımından “fıtrat” yaradılış veya hilkat demek. Yaradılış sözcüğü ise “bir kimsede doğuştan bulunan vücut ve ruh özelliklerinin tümü” olarak tanımlanmış. Kısaca fıtrat, özümüzü, yaradılıştaki varoluşumuzu dillendiriyor.
Sosyolojik olarak ise, “fıtrat” bu ülkedeki kadın erkek eşitsizliğine, kadın cinayetlerine, kadına karşı şiddete, cinsiyetçi ayrımcılığa, iş cinayetlerine karşı iktidar erbaplarının icat ettiği en kolaycı, en kaderist panzehir. Hak ve imkan eşitsizliğinden, şiddetin ihmal sonucu veya bilinçli olarak önlenmediğinden, doğanın katledilmesinden, madenlerdeki güvenliksiz koşullardan şikayet etmeyin diyorlar. Çünkü fıtrat varsa, isyana, mücadeleye hacet kalmıyor. Uğradığınız şiddeti, kadın cinayetlerini, ağaçların, zeytinliklerin yok edilmesini, yağmayı ve elbette ölümü, uslu uslu kabullenin diye tembihliyorlar. Ölüm insanın fıtratında var, kadın cinayetleri olabilir, katillerin kim olduğu önemli değil, inşallah elleri kırılır, olmadı katil eline elektronik kelepçe takarız diye sakince akıl veriyorlar.
Kasım 2014’de Cumhurbaşkanı, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde cinsiyetçi devlet politikasına uygun olarak elbette fıtratı cümle içinde kullanmayı ihmal etmedi. 'Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir' dedi Cumhurbaşkanı ve bu konuşmasını takip eden Aralık 2014’de, 20 tane kadın cinayeti işlendi. Kadın cinayetlerinin ve kadına karşı şiddetin, adeta “fıtratın” onaylandığı her konuşmadan sonra artmasına yine yeniden şahitlik etmek zorunda kaldık. Özgecan Aslan’ın canavarca hislerle ve işkence ile öldürüldüğü Şubat 2015’de ise tüm toplum şiddete ve kadın cinayetlerine karşı yek vücut oldu. Toplumun tüm kesimleri, kadınlarının öldürülmesinin kadınların fıtratında olmadığına ses veren bir kenetlenme yaşadı. Cumhurbaşkanı ise, belli ki kendi cinsiyetçi aklına uygun olarak “Kadına şiddetuygulamak, Allah'ın emanetine ihanet etmektir.” beyanıyla bizleri, kadınları öldürenlere emanet etmeyi uygun buldu. Fakat lisede, üniversite öğrenci olan, çalışan, ailesine bakan biz kadınlar kimsenin emaneti değiliz ve mücadelesini verdiğimiz eşitliğin temelini fıtratta değil, anayasal vatandaşlık haklarımızda arıyoruz.
Bu nedenle Özgecan Aslan cinayeti, toplumda bulduğu yansımanın verdiği güçle, üstü kapatılmak istenilen, göz ardı edilen ve bunlara rağmen sayısı hızla artan kadın cinayetlerine ilişkin olarak önemli bir kırılma noktasını ve sorumluluğu beraberinde getirmekte. Kırılma noktası, fıtratımızda olanların, olmayanların muhasebesini yapmanın kadın cinayetlerini durdurmadığı gerçeği. Sorumluluğumuz, Özgecan Aslan cinayetinde olduğu gibi eğitim görme hakkını kullanan kadınların okullarından evlerine güven içinde gitmelerinin sağlanmakla yükümlü olan olanların işaret edilmesi. Nasıl 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında şiddet gören veya hayati tehlike altında olan kadınlara koruma sağlamayan polisler, gerekli tedbirlere karar vermeyen savcılar, mahkemeler yaşanan kadın cinayetlerinden sorumlu iseler, Çağ Üniversitesi’ne ulaşım konusunda kadın öğrencilerin güvenlik kaygılarını, şikayetlerini göz ardı eden, gerekli ulaşım imkanlarını sağlamayan üniversite yöneticileri de bu elim cinayettin ortaya çıkmasından sorumludurlar. Hakkında şikayetler olmasına rağmen yine de Adana-Mersin arasında yolcu taşımacılığı yapan TOK Minibüs Kooperatifine bağlı olarak şoförlük yapan katil zanlısı hakkında tedbir almayan TOK Minibüs Kooperatifi de bu elim cinayettin ortaya çıkmasından sorumludur. Kadın cinayetlerinin politik olduğunu, bu coğrafyada kadınlara sistematik şiddet uygulandığını ve bu şiddetin etkin bir şekilde soruşturulmadığını kabullenmeyerek, hukuki yaptırımların uygulanması için gerekli siyasi kararlılığı göstermeyen ve kadın cinayetlerinin sayısının artmasına sebep olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam da bu elim cinayettin ortaya çıkmasından sorumludur. Ve elbette cinsiyetçi bir lisan ile kadınları erkeklere emanet eden, devlet politikalarına sinmiş kadına karşı ayrımcılığı fıtrat lisanın arkasına gizleyen tüm siyasiler ve fikir sahipleri de bu elim cinayetin ortaya çıkmasından sorumludur.
Kadın cinayetlerini durdurmak için toplumsal mücadelenin en önemli kazanımı saymış olduğum sorumluların, hukuksal zeminde hesap vereceklerinin habercisi olmak. Zira biz kadınların fıtratımızdaki tek şey gözlerimizin rengi, öldürülmemiz ise “kadın cinayeti” ve kadın cinayetlerini durdurmak için de mahkeme salonlarında ve sokaklarda omuz omuza mücadele etmekten başka çıkış yolumuz da yok.