Kadına şiddetin temelinde mülkiyet var
4.12.2013
Kadına şiddetin temelinde ne vardır sorusunun yanıtı arandı. Dr. Agah Aydın ile Yarın Gazetesi'nin yaptığı röportajı yayınlıyoruz.

Kadınlara yönelik şiddet ve kadın cinayetleri artarak devam ediyor. Peki sizce, kadına yönelik şiddetin temelini ne oluşturuyor?
Şiddet aslında hep bir ötekileştirmeyle başlar. Biz iyiyiz, onlar kötü. Gözle, önce onu bir nesneleştirirsiniz, ayırırsınız, mala dönüştürürsünüz; ondan sonra kolaylaşır. Ondan sonra, istediğiniz gibi zarar verebilirsiniz. Yani onu adam olmaktan, insan olmaktan, kadın olmaktan çıkarırsınız. “Onlar bize zarar veriyor, onların varlığı bize zarar veriyor”, bu işte bir milletseniz, başka bir milleti yok etmeye yarar. Bir futbol takımının taraftarıysanız, karşı takımın taraftarını yok etmemize yarar. Haşereler kötüdür, biz iyiyiz. Haşerelerin varlığı bize zarar veriyor deyince, haşereleri kolay öldürürsünüz. Çünkü haşereleri koruma derneği yoktur.

Bir başka nedeni ise mülkiyetle ciddi bir bağı var. Yani kadının köleliği ne zaman başladı diye sorarsak; bir erkek bir toprağı, bir malı bu benim dediği günde başladı. Ondan sonra o ekonomik güç, o kişinin o topluluktaki bir hukuk, bir kültür, bir siyaset yapmasını temin eder. Şu an dünyadaki kadınların ve erkeklerin taşınmazlara sahip olmaları oranına baktığımızda, kadına yönelik şiddetin sebebini anlıyoruz aslında. Yüzde bir, çok net. 

AKP’nin kadın düşmanı politikaları konusunda ne düşünüyorsunuz?
Yani AKP’li olmak kadın düşmanı olmak anlamına gelmiyor. Kötü bir niyetlerinin olduğunu düşünmüyorum. Gerçekten politik olarak farklı düşünsen de onlardan, çok basittir bu tuzağa düşmek. Dedim ya az önce o mülkiyet kendi hukuk düzenini oluşturuyor, o ataerkil dil kadını nesneye, mala dönüştürdüğü için şiddet kolaylaşıyor. Şu anda uygulanan neoliberal politikalar bunun artık büyümesidir. Serbest piyasa ekonomisini savunuyorsan dolayısıyla AKP’nin kadın karşıtı politikalarını da anlaman gerekir. Aslında uyguladıklarını, inandığı ekonomik politikalarla anlamak gerekir. Ötekileştirirsek biz de o zaman ona şiddet uygulamış oluruz. Çünkü onların zayıfa, yoksula şiddet uygulaması böyle oluyor. Sürekli ilerlemek, gelişmekten bahsediyor. Biz ilerleyip gelişmeyecek miyiz, diyor. Ne yaparsak yapalım hep ona göre endeksliyor. Sanki bizim hayattaki tek amacımız ilerlemek, gelişmekmiş gibi. Hep metalaştırıyor insanları. Metalaştırdığı için de farkında olmadan işkence yapıyor. Bir bakan çıkıp bir milletvekiline yaptığı bir konuşmada güya onu koruyormuş gibi ona hak veriyormuş gibi, kızcağız diyebiliyor. Kimlik veriyor, değersizleştiriyor, basitleştiriyor. Aslında niyetinizi de dil belirliyor zaten.

Bu politikalar nedeniyle tacizler, tecavüzler artıyor, kadın cinayetleri de artarak devam ediyor. Ne düşünüyorsunuz ?
Fark edemedikleri şey bu. Onlar da buna şaşırıyorlar. Siz eziyet ediyorsunuz, işkence yapıyorsunuz dediğinizde buna şaşırıyorlar. Yoksa kötü insanlar, ondan bundan öyle dediğinizde onların niye kavramadığını da biz de kavrayamamış oluruz. Aslında Fatma Şahin çok çalışıyor, çok uğraşıyor. Ama niye ben bunu düzeltemiyorum, kavrayamıyorum diye düşünüyor. Kavrayamamasının nedeni işte o ekonomik düzlemle alakalı. Eylemi nasıl belirlediğini görememekten kaynaklanıyor. Cennet anaların ayakları altındadır, biz de o felsefeden geliyoruz diyorlar. Şimdi buna nasıl kadın düşmanı dersiniz? Onların da cevabı zaten şu oluyor: Kadın çiçektir, işte kadın şöyledir. Nesneleştirdiğinin farkında bile değiller. Çiçek güzeldir, ama canın istediğinde de koparırsın. İşine geldiği gibi alıp vazoya koyarsın, sadece güzel görünsün diye.

AKP’nin politikalarının kadın yaşamına yansımasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz ?
Tam iyi bir şey yaptım derken işler tersine dönüyor. Mesela diyor ki, kadın bizim evin gülüdür. O zaman biz bunlara; şu kadar an doğum izni verelim, şu kadar zaman süt izni verelim. AKP’nin kadın istihdam paketi gibi kadınlarla ilgili aldığı bütün kararlar, bunun altına hepsini yazabiliriz. Bu politikalar kadını çalışma hayatında rahat ettirmeye yönelik görünse bile çalışma hayatından çekmeye yarıyor. Doğum izni, kadının aleyhinde kullanılacak bir izin. Aslında ne yapmış oldu ? Bir kararla iş yaşamından uzaklaştırmış oldu kadını. İş yaşamından uzaklaştığında, birinin bir şeyi olmuş oldu artık kadın. Üretimden uzaklaştı, yani ekonomik özgürlüğünü kaybetti. Bunun arkasından artık şiddet gelmemesi, ötekine bağımlı kalmaması, mağdur olmaması mümkün değil. Bakın görünüşte iyi bir şey. Bu çocuk ikimizin, ikimiz bir işte çalışıyoruz. Tamam, ben çocuğuma beş ay, altı ay süt verdim, şimdi bir bakıcı tutalım ya da sen işten ayrıl ya da ben ayrılayım. Doğru değil mi bunlar? Kadının sigortasız işinden ayrılmasıyla, ekonomik özgürlüğünü kaybetmesiyle kadını ev işçisi haline getirirsiniz, bununla başlar her şey. Kadının bütün köleliği, ekonomik özgürlüğünü kaybetmesiyle oluşuyor. Daha sonra o iki kişi arasındaki, o çiftin ilişkisinde şu gelişecek: Erkek iyilik yapıyorum, fedakarlık yapıyorum duygusuna kapılacak, karşı taraf da borçlu olduğu duygusuna kapılacak. Hiç kimse alacaklısına karşı haklarını savunamaz.

Kadına yönelik şiddetin önüne geçmek için, kadın cinayetlerini durdurmak için yasalarda sizce ne gibi düzenlemeler olmalı?
İşte orada bir paradoks var. Yani bir kere şu kadar kadın öldürülüyor, bu kadar kadın öldürülüyor dediğimizde zaten direk nesneleştirmiş oluyorsunuz. Sanki bizim can, mal kaybımız varmış gibi. Yani bu mal kaybını nasıl önleriz zihniyeti oluşuyor ama diğer taraftan da Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun altını çizdiği, belki de Türkiye’de politika değişikliğini zihinlere kazıyan da bir gerçeklik, ilksel bir şey var. Öte taraftan hemen şimdi, burada alınması gereken önemler var. Bu yasalar sadece onu sağlayacak. Yani, hemen şu anda biri birine işkence yapıyor ve biz bunu önleyeceğiz diyor. 

Pozitif ayrımcılık yaptığınızda direkt o eşitlik ilkesini de baltalayan bir şey oluyor. Seninle biz eşit değiliz, seni korumaya alıyorum. Mesela adam şöyle konuşuyor: Bir bayan konuşurken böyle yapılır mı diyor.

Aslında önleyici yasaların çıkarılmasından ziyade uygulamada çok büyük bir problem var. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz ?
Dedim ya paradoks burada. İşin ilginç yanı bunu uygulayacak polis, hakim kadın olsun erkek olsun fark etmez, o da mal olarak görüyor kadını. Yani o da korunması gereken, saklanması gereken, başkalarından korunacak olan bir mal olarak görüyor. O yüzden o yasayı kavrayamıyor.

Kadınların güçlü bir siyaset yürütüyor olması ve toplumun da bu siyaseti kabulleniyor olması sizce bu yargıyı kırabilir mi ?

Söylediğiniz aslında doğru. Mağdur dilini kullandığımız zaman şeyi kabul etmiş oluyoruz. Yani bu eşitsizliği kabullenip, kadını bir mala dönüştürmüş oluyoruz. Korunması gereken, evde saklanması gereken bir ziynet eşyasına dönüyor kadın.

Caydırıcı cezalar verilmesinin önemi nedir ?
Buna katılıyorum, en ağır cezayı vermek lazım. Yani niye en ağır cezalar verilmeli ? Çünkü burada şiddet uygulayabilecek kadar birine yakınsın ve bu yasallaştırılmış bir biçimde. Normalde olabilen bir ilişki, öğrenci öğretmen ilişkisinden dolayı aykırı görülüyor. Karşı tarafın iradesini burada yok sayıyoruz ya, iradesiyle birlikte olsa bile öğretmen-öğrenci konumundan dolayı suç sayılıyor ya, bunun da böyle olması gerekir. 

Şimdi ve burada, bugün alınması gereken önlemleri yasayla alabiliriz. Bugün öldürülen kadınlar, bugün tacize uğrayan kadınlar, bugün bir şiddete maruz kalan kadınların durumunu yasayla değiştirebiliriz ama bu yasa yapısal olarak hiçbir şeyi değiştirmez. Yani yarın gene işlenecek, ondan sonraki gün gene işlenecek, ancak o kadar işe yarar. Yani bundan medet ummak yanlış. Şu anki hükümetin hatası bundan medet ummasıdır. Hükümet bugün çıkardığı bir yasayla polise bir butonla ulaşacaksın, şu olacak, bu olacak diyor. Bunun realitesi olsa bile bunu bir işmiş  gibi sunması problem. Şurada bir kadın tacize uğruyor, dışarıda şiddete maruz kalıyor. Bunu sen koruyacaksın zaten. Yani Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun altını çizdiği şey bu. Bundan da benim anladığım bu. Bu hukuktaki aksaklığı düzeltmiş olacaksın o kadar ama bu kadın meselesiyle ilgili herhangi bir şey yaptığın anlamına gelmez, bunu hükümet açısından diyorum. İşte biz bunu yaptık, şunu yaptık, şu kadar sığınma evi açtık, şu kadar yasa değiştirdik. İyi de bu zaten yapamadığın bir şeydi. Zaten bu henüz kadınla erkek arasındaki o eşitsizliği, hukuksuzluğu gideren bir şey de değil. 

Peki bu konuda sizce çözüm nedir?
Şu anda, ne bileyim işte şu kadar belediye başkanından sadece yüzde onu kadın. Eğitimli kesimde bile var. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde uzman doktorlar, yani uzman kadın erkek sayısı eşittir ama klinik şefi sayısı ona birdir. On tane klinik şefi varsa sadece bir tanesi kadındır. Yani bu aslında aynı işi yaptığı halde hem ekonomik olarak hem de idari kadrolarda kadınlar daha az yer alıyorlar demektir. Kadını eğittiğinde bile üniversite mezunu olup kariyerini tamamladığında bile eşit işe eşit ücret alamıyor. Bu da ekonomik sistemle ilgili. Tek başına ele alınacak bir şey değil. Öncelik, şimdi ve burada olan cinayetlerin işleneceği, tecavüzlerin önleneceği yasalar çıkartmaktır ve bunların uygulanmasının takipçisi olmaktır. Bunun da bir yandan o ataerkil dilin değiştirilmesiyle, ekonomik boyutuyla, ekonomik yapının değiştirilmesiyle mümkün olacağını düşünüyorum.

Tüm bunların karşısında siz Türkiye’de yürüyen kadın mücadelesini nasıl buluyorsunuz?
Bana göre iktidara karşı yürütülen mücadele, direniş, kadınların toplumdaki pozisyonunu göz ardı edemez. Aslında zalime karşı mücadelede kadın meselesi çok önemlidir. Böyle çözülecek uydu bir problem değil de tüm işin merkezinde yer alıyor. Türkiye’de bunun kavramsallaştırılmasında bir sorun var. Toplumun yüzde ellisini oluşturan bir grubu biz, bir mesele olarak görüyoruz. Bunun bir partisinin olması gerekiyor ve ideolojisinin de olması gerekiyor.

Aslında feminist hareket başladığında o kavramsallaştırma vardı. Hatta bunu pek çok direniş modeliyle, mesela Marksist gelenekte birbirleriyle harmanlayarak bir ideolojik temelle sağlamlaştırmışlar. Türkiye’de, sadece kadın örgütü olan, yasa çıkartana değil de partileşen, örgütlenen, ekonomisiyle, ekonomi politiğiyle kavramsallaştırılan bir direnişe ihtiyaç var.

Daha bütünlüklü bir mücadeleden söz ediyorsunuz yani?
Tabi tabi. Yani bunu bir tane yasa, bir tane sorun gibi değil de bu büyük bir siyasi hareketin merkezine konulacak bir mesele olarak ele almalıyız. O yüzden orada bir çarpıklık var Türkiye’de. Dolayısıyla dikkat ederseniz AKP’nin uyguladığı politikaların hangisi olursa olsun, ilgili ilgisiz, kaldırın taşları; altından kadın meselesi çıkar. Eğitimle ilgili aldığı kararların hepsine bakın, kadın vardır. Sağlıkla ilgili yaptığı reformlara bakın, hepsinde kadın vardır.  Öyle değil mi? Bu çok izole, uyduymuş gibi ele alınıyor. Kadın mücadelesini de oraya sıkıştırdılar.

Son olarak ne söylemek istersiniz?
Şiddetin temelinin mülkiyetle olan bağını kavramak gerekiyor. Bununla birlikte şimdi ve burada olan sorunlara karşı bir çözüm de üretmek lazım.