Kadınların konumu ve ev
9.1.2015
İnsanların toplumsal konumunu, doğuştan getirdiği özelliklerine göre tanımlamak bir insanlık suçudur diye kabul edileli yüzyıllar oldu. Kadınlar bakımından da toplumsal eşitlik mücadelesi, yüzyılları bulan bir deneyim ve fikri zenginliğe yaslanır ama diyebiliriz ki "Kadın doğulmaz, kadın olunur" cümlesiyle Beauvoire, bu fıtrat saçmalığına ölümcül darbeyi de vurmuştur.

Kadınların kariyer yapmasından ne çok korkarmışsınız meğer. Bu ne paniğe kapılmadır, bu ne ihtiras? Kadın kariyer yapınca ve hatta bir erkeğin yöneticisi pozisyonunda olunca dünyaları yıkıyor, dünyaları. AKP bu korkuyla her gün, en eski ve geçerliği kalmamış hikâyeleri ısıtıp ısıtıp getiriyor. Bunlardan en ünlü ikisini ve acı sonlarını ele almak istiyorum:

 

     1. Fıtrat hikayesi: İnsanların toplumsal konumunu, doğuştan getirdiği özelliklerine göre tanımlamak bir insanlık suçudur diye kabul edileli yüzyıllar oldu. Kadınlar bakımından da toplumsal eşitlik mücadelesi, yüzyılları bulan bir deneyim ve fikri zenginliğe yaslanır ama diyebiliriz ki  “Kadın doğulmaz, kadın olunur” cümlesiyle Beauvoire, bu fıtrat saçmalığına ölümcül darbeyi de vurmuştur. O zamanlardan beri fıtrat diye bir şey yok, yaşamıyor. Ama Osmanlıca’yı diriltmeye çalışan AKP, kale gibi “fıtrat” savunuyor. 

 

     2. Ev masalı:  AKP için evin stratejik önemi var: kadınlar sürekli çocuk doğurarak, hamileyken dışarı çıkmayarak ve en son gerekirse annelik için kariyerlerinden vazgeçerek hep eve dönecekler. Kadın istihdamında yeteri kadar başarısız ve zor durumda olan AKP için sadece ideolojik değil aynı zamanda iktisadi bir zorunluluk. Kadınları daha fazla işsiz bırakacak, daha düşük ücretle ve güvencesiz çalışmaya mahkum bırakacak planları da var.  Tüm bu koşullarda kadınların eve dönüşe kendilerinin razı olacağı  “manevi” bir karakter kazandırmak işine geliyor.  Bu yeni liberal muhafazakar kamyon,  daha önce de ABD’de, Avrupa’da kadınlara çarpmıştı, “düşük ücretle çalışmak yerine çocuğumu büyütürüm” diyerek evine dönen kadınlar da oldu. Ama sonraları, pişmanlıklarını da çok dinledik onların, öğrendik. Çünkü “anlatılan bizim hikayemizdi”.

 

Bir de bilirsiniz bu “evine dön” çağrısı, gericiliğin en eski klasiğidir. Sadece kadınlara değil, bütün hak arayanlara ilk savrulan söz budur. Misal, Tekel işçisi Ankara’nın merkezinde direnirken de Erdoğan böyle seslenir, gençler eylem yaparken de.

 

Hep aynı teraneye, evlerine dönmeyenler son verir. Evlerin içini değiştirmek, evlere dönmemekle, dışarıda mümkündür.

 

İşte şimdi kadınlar da Türkiye’de bir anlamda eve dönmemek için direniyor.

 

Anne olmayı seçmeye ya da seçmemeye karar veriyor, anne olsalar da olmasalar da hayata karışıyor kadınlar.

 

 İşin aslı şu; biz, derin akışta, kadınların kendi hayatlarıyla ilgili taleplerinin arttığı bir dönemdeyiz. Bıraksalar Türkiye’de kadınların konumunda gerçekten büyük bir değişiklik, iyiye gidiş olabilecek.

 

Çok çelişkili görünebilir bu söylediğim. Evet Türkiye’de kadınlar, her gün öldürülüyor, erken yaşta evliliğe zorlanıyor,  işsiz bırakılıyor, şiddete maruz kalıyor, eğitimde zorluk yaşıyor. Kısacası her gün bedenen ruhen tüm varlığı ile en büyük baskı aygıtını; devleti arkasına almış bir erkek egemenliğinin saldırısı altındayız. Ama bütün bunlara rağmen, daha önceki zamanlardan farklı olarak, gerçekten artık “kadınlar her yerde”.

 

Bir zamanlar sadece toplumunun okumuş görmüş, haklarının bilince olan ama dar bir kesiminden kadınların şarkı diye söylediği bu sözler,  günümüzün gerçekleri oldu.

 

Sadece belli sayıda kadın için değil büyük çokluktaki ve birbirinden farklı kadın için, değerler değişiyor. Metropollerde yaşayan kadınlar, “idealleri” sorulduğunda, eskiden verdiği yanıtları vermiyor mesela.  “Annelik” deyip bırakmıyor veya hiç böyle demeyip “eğitim almak istiyorum” diyor, “mesleğim çok önemli” diyor, “bağımsızlık” diyor, “siyasete atılmak” istiyor.

 

Bu bir nesnellik; kentleşme, toplumun ilerleyişi,  çok normal olarak toplumun yarısını oluşturan kadınları da etkiliyor, olağan akışta böyle sonuçlar yaratıyor.  

 

AKP bu gidişattan çok korkuyor, bunu tersine çevirmeye çalışıyor. İşte bu yüzden “bıraksalar” diyorum, gölge etmeseler her şey çok güzel olacak.