Bugünlerde önümüze sürülen bir handikap var; “kadındır bu sistemi devam ettiren oğullarını yetiştirme biçimiyle” . Bu cümleyle karşılaşan kadın tarih ve entelektüel bilinci çok kuvvetli olmadığı için sarsılıyor. Karşı çıkış için dağarcığında söyleyecek söz bulamıyor. Şimdi bunu biraz değiştirelim.
İnsanın diğer canlılar üzerinde gücünü fark etmesinin ardından, erkek, kadının doğurma gücünü güçsüzlük addedip, gücün, tahakküm kurma olduğunu zannederek, iktidarını yarattı. Tarih boyunca tahakkümcü erkek, insanlık tarihi adı altında erkek tarihini yazdı. Tarih boyunca tahakküm altında kalan kadın kendini erkek gözünden görmeye, onun gözünden değerlendirmeye başladı. İnsanlığın eşitliği bozulduğunda yöneten rolüne soyunan erkek, kadının nasıl düşüneceğini, nasıl konuşacağını, nasıl giyineceğini, nerde ne yapacağını, hayatı nasıl yaşayacağını kadına söylemeye başladı. Gönüllü itaat ile başlayan süreç, insanlıkta kadınlık algısı olarak yerleşti. Kadınlar da kendilerini erkeğin biçtiği elbisenin içerisinde görmeye başladı ve bunu “normal” olarak algıladı. Erkek, başarılı bir zihin yönetimiyle kadının benliğini ele geçirdi. Kadınlar “olumsuz benlik algısı” içerisinde içselleştirdikleri güçsüzlüğü nesillere transfer etmeye başladılar. Güçsüz, narin, korunası yaratıklar olduğuna inandırılan kadınlar evet hem sistemin ürünü hem de sistemi üreten rolündedir.
Kadın “olumsuz benlik algısını” “olumlu benlik algısı” ile değiştirmelidir. Değiştirmektedir de. Yaşamı bahasına mücadele veren kadınlar kendilerine, yaşamlarına sahip çıktıkları için öldürülmekteler. Bu ölümler sistemden kaynaklanmaktadır. Yüzyıllardır insan olduğunu unutan erkek, kadına biçtiği rol reddedildiğinde bu yeni durumla nasıl mücadele edeceğini bilemediği için onu yok etme, imha etme davranışı göstermekte. Hiçbir kadın cinayeti bireysel değildir. Tüm kadın cinayetleri “insan olduğunu” unutan erkeğin erk savaşıdır.
Bu savaşa, insan olduğunun bilincinde olan erkekler ve tüm kadınlar olarak dur demek zorundayız. Erkeklere diyorum ki “ siz de insansınız “! Kulağa tanıdık gelen, güçsüzün güçlüye söylediği bu sözü tersine çeviriyorum. Ben de insanım demiyorum “sen de insansın” diyorum.
Sen de insansın. Biliyorum ki kötülükle yoğrulan zihnin, bir süre sonra sana böylesine zarar veren öğretilerin, seni yalnız bıraktığını göreceksin. Medya ile pompalanan, yasalar ile güçlendirilen bulaşıcı şiddet uygulayıcılığının sonucunda dostların, çocukların, ahbapların senden uzaklaşacak. Çocukların, onların çocukları atalarının katil olmasından utanacak. Nesilden nesile kara bir leke olarak üzerinde kalacak ailenin. Kimse bu kara lekeyi taşımak ve seni etraflarında görmek istemeyecek. “Sen de insansın” ve bilesin ki tüm bunlar sana da ağır gelecek. Oysaki seninde masum temiz bir hayat yaşamaya hakkın var. Sana erk tarafından sunulan şiddet, seni kirletmekte, seninde hayatını elinden almakta. Yaşam içerisinde o kadar ezilmiş o kadar çaresiz hissettirilmişsin, yaşam becerilerin, problem çözme becerilerin o kadar elinden alınmış ki…
Ancak sen beynini kullanabilen tercih yapabilen bir insansın.
Erkeklerin kendi aralarında oluşturdukları kast sisteminin doğal işleyişi içerisinde güçlü güçsüzü ezer. İktidarda olan iktidarda olmayanı ezer. Üstteki alttakinin ezerken “aynısını yap” mesajı verir. Ezilen erkek kendi altında gördüğü kadını hedefi olarak görür ve kendini onun üzerinde kanıtlamaya kalkar. Kadını öldürmek, kadına şiddet uygulamak erkeğin kendini diğer erkeklere kanıtlamasıdır. Bu hastalığa saplanmış bir zihindir, maalesef en alttan en üste çoğunluğun yakalandığı salgın tedavi edilmemekte aksine yasa yapıcılar tarafından beslenmektedir.
Biz insanlar, yönetenlerin yönetim oyunlarındaki oyuncaklar değiliz. Yönetenler, insanların akıl ve beden bütünlüğünü koruyacak öğretileri zihinlere belletmelidir. Toplumun zihin yönetimi kötücül duygularla yapılamaz. Bunu yaparsanız insanlığa karşı suç işlersiniz. Yaşanan her kötülükten sorumlu olursunuz.
Biz insanlar; iyi insanlar olmak, mutlu insanlar olmak için içerisinde bulunduğumuz kötücül ruh halinden kurtulmak için tercih yapmak zorundayız.