Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Davaları Yargıda Cinsiyetçilik Raporu
13.6.2022
***

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak, 2010 yılından bu yana, şiddetin çeşitli biçimlerine maruz bırakılan kadınların davalarını takip ediyor,  yıllardır Türkiye’nin dört bir yanında adalet mücadelemizi sürdürüyoruz. Bugüne kadar 1000’e yakın dava takip edilmiş olup, girilen duruşma sayısı bu sayının en az üç katına eşittir.

Davaların kapsamı; Cinayet Davası, Cinsel Saldırı, Çocuk İstismarı, Darp, Şiddet, Yaralama, Öldürmeye Teşebbüs, Kendini Savunamayacak Kişiye Cinsel Saldırı, Taciz, Ölüme Sebebiyet, Silahlı Yaralama, İleti İle Tehdit Ve Hakaret Davası, Meşru Müdafaa gibi TCK kapsamındaki çok farklı suç türlerinden oluşmakta olup, duruşmalar Türkiye’nin her bölgesinde illerde ve ilçe adliyelerinde görülmektedir.

 

Bu davalarda toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığın çeşitli yüzlerine tanık oluyor, gözlem ve değerlendirmelerimizi belirli bazı dönemlerde kamuoyuyla paylaşıyoruz: https://kadincinayetlerinidurduracagiz.net/davalarimiz/2841/kadin-cinayetlerini-durduracagiz-platformu-davalari-yargida-cinsiyetcilik-raporu

 

2017 yılındaki ilk “Yargıda Cinsiyetçilik Raporunu yayınlama ihtiyacı duyduğumuz süreçte olduğu gibi, özellikle kadın hak ihlallerinin artış gösterdiği dönemlerde, yargıda cinsiyete ve cinsel yönelime dayalı ayrımcılığın tespitinin önemli olduğunu ve raporların; ihlallerin tekrarlanmasını önlemede etkili olacağını düşünüyoruz.

 

Takip ettiğimiz kadın, çocuk ve LGBTİQ+’lara yönelik şiddet davalarını, gözlemlerimiz ışığında tespit ve değerlendirmeler yaparak incelemeye çalıştık. Tespitlerimizi dayandırdığımız dava örneklerini sunarak tamamladığımız raporumuzu sizinle paylaşıyoruz. 

 

Pandemi ve İstanbul Sözleşmesi’nde Geri Adım Günlerinde Kadın Davaları

 

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Covid-19 Pandemisi, kadınlar için “Gölge Pandemi” olarak adlandırılmaya neden olabilecek biçimde kadınları çok yönlü etkilemiş, bu durum adalet mekanizmasına da yansıyan sonuçlar doğurmuştur. Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’nden geri adım atılmış olmasının etkilerinin de üzerine eklendiği bu dönemin, ayrıca daha uzun süreli izlenerek, bütün değişkenleriyle ayrıntılı değerlendirilmesi de gereklidir. Raporumuz ise, bu iki büyük ölçekli faktörün iç içe etkili olduğu bir süreçte, sadece öne çıkan temel gelişmeleri, temel bir çerçeveyle ele alan sınırlılıktadır. İlk bölümde tespitlerimiz kısaca özetlenecek, izleyen ikinci bölümde tespitlerle ilgili takip ettiğimiz davalardan sınırlı sayıda örnekler sunulacaktır.

 

Dava takibimizde, en sık rastladığımız ayrımcı uygulamalar şöyle sıralanabilir:

 

Son dönemde artış gösteren “şüpheli kadın ölümleri” ile ilgili davalarda etkin soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin işletilmediğine, “delil yetersizliği” gerekçe gösterilerek dosyaların hızla kapatıldığına tanık oluyoruz. 

  • Dava açılabilmiş dosyalarda ya hızla beraat kararları ya da “kasten öldürme” yerine faillerin daha düşük ceza almalarını sağlayan suç türlerinden(taksirle öldürme, yaralama, cinsel saldırı gibi) ceza verildiğini görüyoruz.
  • Ayrımcı ceza indirimleri sıkça karşımıza çıkıyor. Sanığın pişmanlığı, giyim kuşamı, cezanın geleceği üzerine etkileri, sabıkasız olması gibi gerekçelerle “iyi hal” olarak bilinen takdir indirimi uygulanabiliyor.
  • Benzer biçimde “sadakatsizlik” gibi cinsiyetçi bahanelere dayandırılan “haksız tahrik” indirimi uygulanması ya da “gönüllü vazgeçme” maddesi gibi ayrımcı indirim uygulamanın yeni yöntemleri uygulanıyor.
  • Göz göre göre gelen kadın cinayetlerinde bile “tasarlamayı” yok sayan kararlara, bu kararların “bir anlık öfke”, “kabul etse öldürmezdi” gibi ayrımcı gerekçelere dayandırılmasına tanık oluyoruz.
  • Sadece şüpheli ölüm davalarında değil, tüm şiddet davalarında suç türünün değiştirilerek daha düşük cezalı bir suça çevrilmesi sıklıkla karşılaştığımız bir durum oluşturuyor.
  • Tutuklamalarda “somut delil şartı” aranması, özellikle takip ettiğimiz cinsel şiddet ve çocuk istismarı davalarına; tahliye, beraat ve ayrımcı indirimler olarak yansıyor.
  • Sanığa verilen cezanın paraya çevrilmesi ya da ertelenmesi, kadına yönelik suçlarda caydırıcılığı ortadan kaldırıyor, cezasızlığa neden oluyor.
  • Ceza Kanunu’nda suç tipleri tanımlanırken “toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle işlenen suçlar” ya da “kadına yönelik şiddet” benzeri bir suç tanımlaması bulunmuyor. Bu durum, ceza kanunu reformu, ceza infaz kanunu değişikliği gibi gündemlerde yetkililer tarafından sık sık sarf edilen “kadına yönelik şiddet suçlarını düzenliyoruz” ve “reform” tarzı ifadelerin ne kadar gerçeği yansıtmadığını ortaya koyuyor.
  • İstanbul Sözleşmesi ile ilgili gelişmeler, hukuki mekanizmalardaki ayrımcılık olarak; bir cinsel taciz davasında, sanık avukatının “İstanbul sözleşmesi kalktı, kadının beyanını esas almayın” ifadesinde olduğu gibi duruşmalardaki tutumlara doğrudan yansıyor.

ŞÜPHELİ KADIN ÖLÜMÜ DAVALARINDA RASTLANAN AYRIMCILIK VE CEZASIZLIK ÖRNEKLERİ

 

Son dönemde giderek artan şüpheli kadın ölümlerinde, soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin etkin ve sağlam bir temelde yürütülmediğini gözlemliyoruz. “İntihar” denilerek kapatılan dosyalar ya da “delil yetersizliği” gerekçe gösterilerek verilen beraat kararları karşımıza çıkıyor. “Olay Yeri İnceleme” ile başlayan süreçte, kolluk kuvvetleri “şüpheli ölüm” olarak tutanak tuttuğu durumlarda da, daha sonra savcılıkta “intihar” yönünde delil arandığını, “cinayet” olasılığının göz ardı edildiğini görüyoruz. Deliller tam toplanmış dahi olsa mahkemeler kimi zaman apaçık ortada olan delilleri görmezden gelerek “kasten öldürme” yerine “olası kast”, “bilinçli taksir” gibi suçlardan ceza vererek failin olması gerekenden çok daha düşük cezalar almasına neden olabiliyor. “Kuvvetli suç şüphesi”nin apaçık olduğu şüpheli ölüm dosyalarında dahi sanığın tutuklanması talebi ısrarla reddedilerek tutuksuz yargılama yapılabiliyor. Tüm bunların sonucunda failin kim olduğunun ya da ölümün nasıl gerçekleştiğinin dahi tespit edilemediği dava örnekleriyle de karşılaşıyoruz.

 

Gamze Uslu, Şüpheli Ölüm Davası, Aydın Nazilli Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi: 

Gamze 2013 yılında Nazilli’de kaldığı otelin 4. katındaki balkondan düşerek yaşamını yitirdi. Olay anında yanında nişanlı olduğu Baki Can Gölcü de vardı. Olaydan önce kavga sesleri duyan, Gamze’nin düşmesinin hemen ardından sanığın balkonda aşağı baktığını gören görgü tanıkları olmasına, Gamze’nin itilmiş ya da atılmış olma şüphesi olduğunu belirten uzman raporlarına rağmen sanık tutuksuz yargılandı. 3 yıl süren yargılama sürecinin sonunda Gamze’nin intihar ettiğini iddia eden sanığa, kasten öldürme suçundan “iyi hal” indirimi uygulanarak 25 yıl hapis cezası verildi. Ancak sanık tutuklanmadı. 2020 yılında ise Yargıtay “usül yönünden” Aile Bakanlığı taraf olarak katılmadığı gerekçesi ile kararı bozdu. 22 Eylül 2020’de tekrar görülen davada sanığa aynı ceza verildi, ancak yine tutuklanmadı. Dosya halen Yargıtay’da esas yönünden incelenmeyi bekliyor. Bu esnada sanık halen tutuksuz ve yaşantısına devam ediyor.

 

Deniz Dal, Şüpheli Ölüm Davası, Kayseri Adliyesi 3. Ağır Ceza Mahkemesi:

Deniz Dal’ı 5 Temmuz 2020’de, Kayseri’de, birlikte olduğu erkek, göğsünden silahla vurulmuş halde hastaneyeye bırakıp kaçtı. Yakalandığında ise Deniz’in intihar ettiğini iddia etti. Önce tutuklanan fail, yargılama sürecinde delil yetersizliği nedeniyle beraat etti ve tahliye edildi. Dosya halen İstinaf Mahkemesi’nde.

 

Sarıgül Hamarat, Şüpheli Ölüm Davası, İstanbul Silivri Adliyesi 1. Ağır Ceza Mahkemesi:

Sarıgül Hamarat 6 Ağustos 2018’de, İstanbul’da, göğsünden silahla vurulmuş halde ormanlık alanda bulundu. Sarıgül’ün intihar ettiğini iddia eden evli olduğu erkek, cinayet şüphesiyle tutuklandı. Ancak 2019 yılında “suç vasfının değişebileceği” gerekçesiyle tahliye edildi. Dava sürecinde failin yaptığı telefon görüşmeleri ve mesajlaşmaların incelenmesi sonucu olayın cinayet olduğu açığa çıktı ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Ancak fail çoktan kaçmıştı. Yıllarca kaçak olarak Bodrum’da yaşayan fail, 2022 yılında bir kadının taciz ihbarı sonucunda yakalanabildi.

 

Yağmur Önüt, İstanbul Bakırköy Adliyesi 9. Ağır Ceza Mahkemesi:

Yağmur Önüt 2016 yılında, İstanbul’da, birlikte olduğu Egemen Vardar tarafından pompalı tüfekle öldürüldü. Yağmur için adalet mücadelesi tam 6 yıl sürdü. Fail cinayeti işledikten sonra “tüfek bozuk sanıyordum” ve “şakalaşıyorduk” ifadesini verdi. Bu ifade üzerine fail yalnızca 10 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi. Yağmur’un davası önce Asliye Ceza Mahkemesi’nde açıldı. Mücadelemiz sonucu dava Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınabildi. Burada ise failin “şaka” savunmasına dayanan mahkeme “bilinçli taksirle öldürme” suçundan faile 5 yıl 10 ay hapis cezası verdi. Bu karar Yargıtay tarafından “olası kastla öldürme suçundan ceza verilmeli” denilerek bozuldu. Nihayet 6 yılın ardından görülen karar duruşmasında sanığa “olası kast ile öldürme” suçundan 16 yıl 8 ay hapis cezası verildi ve kararla birlikte fail tutuklandı. Halen dosyanın “kasten öldürme” olarak ele alınması için itiraz süreci devam ediyor.

 

Aleyna Can, Şüpheli Ölüm Davası, İstanbul Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi:

Birlikte olduğu erkek ve onun iki arkadaşı ile aynı evde iken silahla vurularak yaşamını yitirdi. Failler savunmasında silahın bozuk olduğunu, kaza ile ateş aldığını iddia etti. Müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan sanıklardan ikisi beraat etti. Diğer sanığa ise “bilinçli taksirle ölüme neden olma” suçundan yani “kaza” denilerek 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Fail 1 seneden az yatıp serbest bırakıldı. Şu anda dışarıda.

 

Duygu Delen, Şüpheli Ölüm Davası, Gaziantep Adliyesi 10. Ağır Ceza Mahkemesi:

Duygu 13 Ağustos 2020’de ayrıldığı erkek Mehmet Kaplan’ın evi olan 4. kattaki balkondan düşerek yaşamını yitirdi. 17 yaşında olan Duygu’nun ölümünden sonra sanık tutuklanarak hakkında “çocuğu kasten öldürme”, “cinsel istismar”, “hakaret” ve “nitelikli yağma” suçlarından dava açıldı. Yargılama aşamasında “delillerin toplanmış olması” gerekçesi gösterilerek ev hapsi şartıyla tahliye edilen sanık, savcının itirazı üzerine tekrar tutuklandı. Her ne kadar savcı sanığın kasten öldürmeden cezalandırılmasını istese de 4 Mart 2022 görülen karar duruşmasında sanık cinayetten “delil yetersizliği” gerekçesiyle beraat etti. Yağma suçundan 10 yıl hapis cezası ve hakaretten 1800 TL para cezası verildi ve kararla birlikte tahliye edildi.

 

Ayşe Karaman, Şüpheli Ölüm Davası, Ankara Adliyesi 5. Ağır Ceza Mahkemesi: 

Anestezi teknikeri olan Ayşe, 29 Temmuz 2019’da, anestezi uzmanı doktor Özgür Tarhan’ın evinde damardan ilaç verilerek şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Tutuklanan sanık hakkında kasten öldürme suçundan ceza istendi ve dava açıldı. Adli tıp raporunda Ayşe’nin anestezi ilacı nedeniyle yaşamını yitirdiği ama ilacı sanığın mı verdiği, Ayşe’nin mi enjekte ettiğini yargının ortaya çıkaracağı söylendi. Sanık “delilleri karartma şüphesi olmadığı” gerekçesi öne sürülerek tahliye edildi. Dava sonucunda sanığa “bilinçli taksirle ölüme neden olmak” suçundan “iyi hal” indirimiyle 3 yıl 4 ay hapis cezası verildi. Yargılama sürecinde: Ayşe Karaman’ın ölümüne neden olan ilacın etki süresi ile ilgili Eczacılar Birliği ve Adli Tıp raporu arasındaki çelişki giderilmedi. Ölüme neden olan ilacın hastane dışına çıkarılması yasak olduğu halde, ilacın sanık olan doktorun evine nasıl getirildiği aydınlatılmadı. Sanığın “ameliyatım olduğu için evden çıktım” beyanı ile otoparkta aracında uzun süre beklemesi arasındaki çelişki yargılamada açığa çıkmadı. Ayşe Karaman’ın arkadaşlarının sanığın daha önce de Ayşe’ye damar yolu açarak aynı ilaçları verdiği yönündeki ifadeleri araştırılmadı. Tanık ifadelerinde sanığın “sonun diğer öldürülen kadınlar gibi olacak” tehditleri, Ayşe’nin telefonunu karıştırması, telefonunda Ayşe’ye yönelik yazılıp gönderilmeyen mesajlar birlikte değerlendirildiğinde “ısrarlı takipte” bulunduğu gerçeği, karar verilirken değerlendirilmedi.

 

Esra Hankulu, Şüpheli Ölüm Davası, Ankara Adliyesi 9. Ağır Ceza Mahkemesi:

Esra Hankulu, birlikte olduğu erkek Ümitcan Uygun ile aynı evde olduğu gecenin ertesi günü evde şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş olarak bulundu. Daha sonra ortaya konan raporlarda Esra’nın aldığı darbeler nedeniyle oluşan kafa travmasına bağlı öldüğü tespit edildi. Ümitcan Uygun’un evden sabah yani Esra’nın cansız bedeni henüz bulunmadan önce ayrıldığı ve evde bulunan diğer iki kişiye kendisinin o evde olduğunu söylememeleri konusunda uyardığı ortaya çıktı. Aleyna Çakır’ın şüpheli şekilde yaşamını yitirmesinin ardından üzerindeki tüm şüphelere rağmen tutuklanmayan Ümitcan Uygun, bu kez de Esra Hankulu’nun ölümünde şüpheli konumda idi. Yapılan yargılamada Ümitcan Uygun’a “neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış yaralama” suçundan 10 yıl hapis cezası verildi. Aleyna Çakır’ın yaşamını yitirmesinin ardından Ümitcan Uygun’u tutuklamayarak aslında Esra’nın ölümüne neden olan yetkililer, bu kez de Esra’nın nasıl öldüğü konusunda etkin bir süreç işletmeyerek cinayetle yargılanan sanığın cezasını düşürdü.

 

Nadira Kadirova, Şüpheli Ölüm, Ankara: 

Nadira, 23 Eylül 2019’da, işçi olarak çalıştığı milletvekili Şirin Ünal’ın evinde silahla vurularak yaşamını yitirmiş olarak bulundu. Dosya “intihar” olarak kapatıldı. Nadira’nın rahminde bulunan sadece erkeklerde olan PSA araştırılmadı. Tanık ifadelerindeki olayın intihar olmadığını destekleyen noktalar aydınlatmadı. Şirin Ünal’ın olay tarihinde nerede olduğuna ilişkin telefon incelemesi yapılmadı. Silahta parmak izi olup olmadığına dair çelişki giderilmedi. Olayın resmi makamlara bildirilme saatlerindeki çelişki açığa çıkarılmadı. Olay yerine ilişkin fotoğraflardaki eksiklikler giderilmedi.

 

Yukarıdaki örnekler, 2010 yılından itibaren takip ettiğimiz, içinde gerçeği aydınlatarak cinayeti ortaya çıkardığımız emsal davalar da olmak üzere çok sayıdaki şüpheli kadın ölümü davalarımızdan yalnızca son dönem eğilimlerini destekleyen birkaç örnektir. Benzer kalıplar maalesef diğer tüm davalarda da tekrarlanmaktadır. Bunun karşısında platform olarak, tüm şüpheli kadın ölümlerini açığa çıkaracak mücadelemizi titizlikle yürütüyoruz. Verilen her hukuksuz kararın, etkin işletilmeyen her soruşturma ve kovuşturma sürecinin failleri cesaretlendirdiğini bilerek, tüm sorumluların görevini eksiksiz yapmasının önemini mücadelemizle hatırlatıyoruz.

 

KADIN CİNAYETİ DAVALARINDA RASTLANAN AYRIMCILIK VE CEZASIZLIK ÖRNEKLERİ

 

Takip ettiğimiz davalarda, karşısında en çok mücadele ettiğimiz ayrımcılık türünü ayrımcı ceza indirimleri oluşturuyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımından uzak mahkeme heyetlerinin, kadına yönelik suçlarda faile ceza indirimi verme eğiliminde olduğunu gözlemliyoruz. Hâkimler faillerin yargılama sürecindeki davranışlarını (pişmanlık indirimi), giyim kuşamını (kravat indirimi), cezanın faillerin geleceği üzerindeki olası etkilerini (gelecek indirimi), geçmişini (daha önce sabıkasız olması nedeniyle uygulanan indirim), sosyal ilişkilerini gerekçe göstererek “iyi hal” olarak bilinen takdir indirimini uygulayabiliyorlar. İyi hal indiriminin başka suç türlerinde bu kadar sık karşımıza çıkmazken kadına yönelik şiddet söz konusu olduğunda sıkça uygulanması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonuçlarından birini oluşturuyor. Özellikle “gelecek indirimi” olarak bilinen “failin geleceği üzerindeki olası etkiler” gerekçesine dayandırılan iyi hal indiriminin sık tekrarlandığını görüyoruz. Öldürülen kadının bir geleceği kalmadığını görmezden gelen yargı, faile cezadan en az etkileneceği biçimde “gelecek indirimi” uygulamaktan geri durmuyor.

 

İndirime gidilen başka bir husus da failin sabıkasız olması oluyor; niteliği ağır olan suçlarda bile mahkemeler suça orantısız biçimde ciddi oranda indirim verebiliyor.

 

Takdiri İndirim Uygulanan Bazı Dava Örnekleri:

 

Emine Yanıkoğlu, Cinayet Davası, Ankara Adliyesi 37. Ağır Ceza Mahkemesi:

30 Temmuz 2020’de, boşanmak istediği erkek tarafından, çocuğunun gözü önünde, pompalı tüfekle öldürülen Emine Yanıkoğlu’nun davasında sanığa eşe karşı kasten öldürme suçundan verilen cezada “iyi hal indirimi” uygulandı. 22 yaşındaki sanığa uygulanan indirimin gerekçesi olarak “cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri” gösterildi. Şu an hayatta olmayan Emine ise öldürüldüğünde henüz 20 yaşındaydı.

 

Münevver Kızıl, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Davası, İstanbul Anadolu Adliyesi 59.Ceza Mahkemesi:

Münevver’in ayrıldığı erkek tarafından şiddete uğraması hakkında pek çok davasından biri olan “özel hayatın gizliliğini ihlal” davasında sanığın “geleceği üzerine etkileri” gerekçe gösterilerek ceza indirimi yapıldı ve 2 ay 15 gün hapis cezası verildi. Verilen ceza ertelendi.

Yazgül Çınar, Cinayet Davası, İzmir Bayraklı Adliyesi 10. Ağır Ceza Mahkemesi: Evli olduğu erkek tarafından öldürüldü. Eşe karşı kasten öldürme suçundan verilen cezada sanığın yargılama boyunca sergilediği tutum ve davranışlar gerekçe gösterilerek “iyi hal” indirimi uygulandı.

 

Bu örnekler, takip ettiğimiz çok sayıdaki davalardan, “iyi hal” diye bilinen takdir indirimi uygulanan yalnızca birkaç örnektir. Benzer ayrımcı indirimler takip ettiğimiz pek çok davada tekrarlanmaya devam etmektedir.

 

“Haksız tahrik indirimi” Uygulanan Bazı Dava Örnekleri:

 

Son dönemde giderek “haksız tahrik” indirimleri de sık karşımıza çıkıyor; sadece sanığın beyanına dayanarak “beni aldattı”, “erkekliğime hakaret etti”, “çocuk senden değil dedi” gibi söylemlere dayanarak mahkemeler indirim yoluna gidebiliyor. “Sanığın aksi ispatlanamayan savunması”, “şüpheden sanık yararlanır”, “sadakatsizlik” gibi sanığın aralarında geçtiğini iddia ettiği bu tür konuşmaların gerçek olarak kabul edilmesi ve başka delil aranmadan indirime gidilmesi ayrımcılığın önemli bir örneğini oluşturuyor. Kadın cinayeti işleyen sanıklardan duymaya alışık olduğumuz bu tür söylemlerin mahkeme tarafından kabul edilmesi, hayatını kaybetmiş olduğu için gelip gerçeği anlatamayacak olan kadınlar için adaleti sağlamaktan uzaktır. Kaldı ki “sadakatsizlik” gibi bir gerekçe olsa olsa Aile Mahkemelerinde boşanma davası konusu olabilecekken, ceza davalarında hem de kadın cinayeti dosyalarında “haksız tahrik” indirimi sebebi olarak gösterilmesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayanan ayrımcılığın boyutlarını ortaya koyuyor. Bir dönem mücadelemizle azalmaya başlayan “haksız tahrik” indirimlerinin İstanbul Sözleşmesi’nden imzanın çekildiği süreçte daha sık karşımıza çıktığını da gözlemliyoruz.

 

Sadife Yüzer, Cinayet Davası, Konya Adliyesi 3. Ağır Ceza Mahkemesi:

Sadife, evli olduğu erkek tarafından, 16 Aralık 2020’de, 6 aylık hamileyken öldürüldü. Sanığa “iyi hal” indirimi ile müebbet hapis cezası verilmişti. İstinaf Mahkemesi ise “haksız tahrik” indirimi uygulanması gerektiğini söyleyerek kararı şu sözlerle bozdu: “Sanığın baştan itibaren istikrarlı biçimde yan deliller ile desteklenen ve aksi ispatlanamayan savunmasına ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi gözetilerek, maktulün olay öncesinde sanığı başkaları ile aldattığı anlamına gelecek şekilde ‘çocuklarımızdan sadece Efe senin çocuğun, diğerleri senin çocuğun degil, karnımda olan çocuk da senin değil’ şeklindeki sözlerinden kaynaklanan haksız tahrik altında müsnet suçu işlediğinin kabulü ile asgari oranda indirim uygulanması gerekirken değişik gerekçe ile sanık hakkında TCK’nın 29/1 maddesinin uygulanmaması suretiyle fazla cezaya hükmedilmesi.” Yerel mahkeme ise İstinaf’ın bu ayrımcı indirim isteği karşısında eski kararında direndi.

 

Ayşe Tuba Arslan, Cinayet Davası, Eskişehir Adliyesi 3. Ağır Ceza Mahkemesi:

Tam 23 kez şikayetçi olmasına rağmen, Ayşe Tuba Arslan korunmadı ve boşandığı erkek tarafından, sokak ortasında, satırla öldürüldü. Ölümünün ardından Ayşe Tuba’nın çantasından “beni ölümüm gerçekleşince mi koruyacaksınız” yazan dilekçe çıkmıştı. Türkiye’nin gündemine korunmadığı için öldürülmesiyle oturan Ayşe Tuba’nın cinayet davasında dahi ayrımcı indirimlerden vazgeçilmedi. Yerel mahkeme sanığa “tasarlayarak canavarca hisle öldürme” suçundan hiçbir indirim uygulanmadan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermişti. İstinaf Mahkemesi olan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’ne giden dosyada sanığın Ayşe Tuba’yı öldürme kararını boşanma davası henüz sürerken “aldatılma” gerekçesi ile aldığı öne sürüldü. Ayşe Tuba’nın telefonuna gelen mesajdaki “canım” ifadesi gerekçe gösterilerek, sanığın aldatılma iddiasının doğru olduğu iddia edildi ve boşanmış olmalarına rağmen sanığa “haksız tahrik” indirimi uygulandı. Ceza 24 yıla düşürüldü. Üstelik yerel mahkemece verilen “canavarca his” kararı da 15 satır ve bıçak darbesiyle öldürülmesine rağmen İstinaf tarafından kaldırıldı.

 

Sedef Berberoğlu, Cinayet Davası, Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesi:

Boşanma aşamasında olduğu erkek tarafından silahla vurularak öldürülen Sedef Berberoğlu davasında yerel mahkeme sanığa indirimsiz ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermişti. Yargıtay aralarında boşanma davası sürmesine rağmen “sadakatsizlik” bahanesi ile “haksız tahrik indirimi uygulanmalıydı” diyerek kararı bozdu. Yeniden yapılan yargılamada “haksız tahrik” indirimi uygulanarak sanığa 24 yıl hapis cezası verildi. Dosya yeniden Yargıtay’a gitti. Yargıtay bu kez de yapılan indirim miktarını az bularak şu ifadelerle kararı yeniden bozdu: “maktul Sedef’in aralarındaki evlilik birliği resmen devam ettiği halde başka erkeklerle yakınlaşmak suretiyle Türk Medeni Kanunu’nun 185/3. maddesinin eşlere yüklediği sadakat yükümlülüğünü ihlal etmesi karşısında haksız tahrikle dengenin sanık lehine bozulduğu ve sanığa tayin edilen cezadan TCK’nın 29. maddesi uyarınca makul oranda indirim yapılması gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde asgari düzeyde indirim yapılarak bozma ilamının etkisiz bırakılması.” Yargıtay’ın cezasızlık ve adaletsizliği geri çevirmek-düzeltmek yerine, adeta  “indirimi daha da çok yapın” ısrarı, davalardaki ayrımcılığın boyutlarını da ortaya seriyor.

 

Güner Çağraş, Cinayet Davası, Iğdır Adliyesi 1. Ağır Ceza Mahkemesi: 

Güner Çağraş, boşanmak istediği erkek tarafından, 2018 yılında, 20 yerinden bıçaklanarak öldürüldü. Öldüğünde Güner Çağraş’ın çantasından çıkan şikayet dilekçesinde “Ben öldükten sonra mı polis ilgilenecek?” yazıyordu. Sanığa “eşe karşı kasten öldürme” suçundan indirim uygulanmadan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Sanık Güner’i defalarca ölümle tehdit etmesine rağmen cezada “tasarlama yok” denildi. İstinaf Mahkemesi ise sanığın “bana hakaret etti” beyanına dayanarak “haksız tahrik indirimi uygulanmalıydı” diyerek kararı bozdu. Olay yerindeki görgü tanığının, sanığın Güner’in arkasından gelerek bıçakladığına ve aralarında konuşma geçmediğine dair ifadesi yok sayıldı. Sanığa “haksız tahrik” indirimi ile 24 yıl hapis cezası verildi.

 

Selma Taşkafa, Cinayet Davası, Bursa Uluyol Adliyesi 3. Ağır Ceza Mahkemesi: 

Selma, dini nikahla birlikte yaşadığı erkek tarafından, av tüfeği ile vurularak öldürüldü. Sanığa “kasten öldürme” suçundan indirim uygulanmadan müebbet hapis cezası verildi. İstinaf Mahkemesi ise bu kararı bozdu. Sanığın “yüzüme tükürdü ve gönlünde başka biri olduğunu söyledi” savunmasını gerekçe göstererek “haksız tahrik indirimi" uyguladı ve cezayı 18 yıla indirdi.

 

Bu örnekler, takip ettiğimiz çok sayıdaki davalardan, “haksız tahrik” indirimi uygulanan yalnızca birkaç örnektir. Benzer ayrımcı indirimler takip ettiğimiz pek çok davada tekrarlanmaya devam etmektedir.

 

Tasarlamanın Unsurlarının Yok Sayıldığı Cezasızlık Örnekleri

 

Mahkemeler göz göre göre gelen kadın cinayeti dosyalarında bile “tasarlama”yı yok sayan kararlara imza atıyor. Bu kararların cezayı düşürmesinin yanı sıra etkileri de var. Mahkemeler, tasarlamayı görmemek için türlü cinsiyetçi söylemler ürettiklerini; “bir anlık öfke”, “teklifini kabul etse öldürmezdi” gibi söylemlerin öne çıktığını dolayısıyla kadın cinayetlerini normalleştirmeye çalışıldığını görüyoruz.

 

Hatice Kaçmaz, Cinayet Davası, Ankara Adliyesi 1. Ağır Ceza Mahkemesi: 

Hatice Kaçmaz, 8 yıl önce, Orhan Munis tarafından evlilik teklifini kabul etmediği bahanesiyle defalarca bıçaklanarak öldürüldü. Fail buluşma yeri olan parka Hatice’yi çağırırken yanında bıçakla gelmiş, hatta bıçağı bileğine bağlamıştı. Sanığa kasten öldürme suçundan “müebbet hapis” cezası verilmiş, tasarlama yok sayılmıştı. Yargıtay’a giden dosyada Yargıtay Ceza Genel Kurulu cinsiyetçi ifadelerle tasarlamanın yok sayıldığı kararı onadı. Sanığın olay yerine bıçakla gelmesini tasarlama için yeterli göremeyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, “sanığın eyleminin, aralarında geçen görüşme sonunda isteğinin kabul edilmemesinden kaynaklanan duygusal çöküntüyle gerçekleştiğini” söyledi. Ayrıca “kendisiyle evlenmeyi kabul etmeyen ve ayrılma düşüncesini kendisine açıklayan maktule duyduğu hiddetle yanına tedbiren aldığı bıçağı, maktulle konuşmalarının olumlu geçmesi hâlinde kullanmayacağı” ifadelerini kullandı. Yargıtay bu açıklamasıyla, Hatice Kaçmaz’ın sanığın evlilik teklifini kabul etmesi halinde öldürülmeyeceğini kastederek, kadınların karar hakkını, hayır deme hakkını yok saymış, hayatını kaybeden kadın olduğu halde “erkekleri mağdur” kabul etmeyi yargıya taşımış oldu.

 

Fatma Şengül, Cinayet Davası, İstanbul Anadolu Adliyesi 4. Ağır Ceza Mahkemesi: 

Fatma, 30 Mart 2019’da, işe gitmek üzere evden çıktığı sırada, aynı işyerinde çalışan erkek tarafından silahla vurularak öldürüldü. Sanığın “bana hakaret etti” savunması üzerine önce “kasten öldürme” suçundan “haksız tahrik” indirimi uygulanarak 18 yıl hapis cezası verildi. İstinaf Mahkemesi’nde “haksız tahrik” indirimini kaldırılarak “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezası verildi. Sanık silahı cebinde taşımasına, işe gidiş saatinde Fatma’nın evinin önüne gelmesine rağmen tasarlama kabul edilmedi. Yargıtay da müebbet hapis kararını onadı. Tasarlamanın reddine yapılan itiraz nedeniyle dosya Anayasa Mahkemesi’ne taşındı.

 

Nurcan Arslan, Cinayet Davası, İstanbul Bakırköy Adliyesi 13. Ağır Ceza Mahkemesi: 

Nurcan, 2016 yılında, reddettiği erkek tarafından, 11 kurşunla öldürüldü. Sanığın Nurcan’ı öldüreceğine dair mesajları, Tokat’tan İstanbul’a ruhsatsız silahla gelmesi gibi delillere dayanan mahkeme sanığa tasarlayarak kasten öldürme suçundan “iyi hal” indirimi uygulayarak müebbet hapis cezası verdi. Yargıtay ise tüm delillere rağmen “tasarlama yok” diyerek kararı bozdu. Mahkeme kararında direndi. Dosya hakkında Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararı bekleniyor.

 

Bu örnekler, takip ettiğimiz çok sayıdaki davalardan, tasarlama unsurunun yok sayılanlara yalnızca birkaç örnektir. Benzer ceza düşürülmesi örnekleri takip ettiğimiz pek çok davada maalesef tekrarlanmaya devam etmektedir.

 

Suçun Hukuki Niteliğinin Sanık Yararına Daha Düşük Cezalı Suça Çevrildiği Dava Örnekleri

 

Suçun hukuki niteliğinin değiştirilerek sanığın korunması son dönemde daha sık karşılaştığımız ve sonuçları itibarıyla son derece vahim bir durumu oluşturuyor; bu yolla kadınların yaşadıkları en ağır şiddet biçimleri bile önemsizleştirilebiliyor.

 

Derya Elbasan, Yaralama Davası, İstanbul Anadolu Adliyesi 19. Asliye Ceza Mahkemesi:

Derya Elbasan, evli olduğu erkek tarafından, ateşli silahla öldürülmeye çalışıldı. Ancak silah tutukluk yapınca fail Derya’yı silahın kabzasıyla yaraladı. Buna rağmen dava “öldürmeye teşebbüs” yerine “yaralama”dan açıldı. Sanığa “iyi hal” indirimi ile 2 yıl 5 ay hapis cezası verilerek tahliye edildi.

 

Nurtaç Canan, Öldürmeye Teşebbüs Davası, İstanbul Bakırköy Adliyesi 9. Ağır Ceza Mahkemesi: 

Nurtaç Canan, evli olduğu erkek tarafından silahla vurularak “öldü” diye bırakıldı. Öleceğini düşünen Nurtaç, kendi kanıyla failin adını “beni Ragıp vurdu” ifadeleriyle yere yazdı. Buna rağmen dava “öldürmeye teşebbüs” yerine “yaralama”dan açıldı. Sanığa 8 yıl 12 ay hapis cezası verildi.

 

Zeynep Ç., Silahla Yaralama, Hürriyetinden Yoksun Bırakma, İzmir Karşıyaka Adliyesi 8. Asliye Ceza Mahkemesi: 

Zeynep, birlikte olduğu erkek tarafından beyzbol sopasıyla 18 saat boyunca şiddete uğradı. Buna rağmen sanığın “silahla yaralama ve hürriyeti kısıtlama” suçlarından beraatine kararı verildi. “Darp ve hakaret” suçlarından “iyi hal” indirimiyle 3 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Sanık kararla birlikte tahliye edildi.

 

Sayılan örnekler, takip ettiğimiz çok sayıdaki davadan, şiddet faili yararına suç türünün  değiştirilerek cezanın düşürülmesine yalnızca birkaç örnektir. Benzer ceza düşürülmesi örnekleri takip ettiğimiz pek çok davada tekrarlanmaya devam etmektedir.

 

Yeni Tipte Adında İndirim Geçmeyen Ayrımcı İndirim Örnekleri: “Gönüllü vazgeçme”

 

Ceza kanundaki “Kişinin işlemeyi kastettiği suçu tamamlamadan, kendi çabalarıyla vazgeçmesi” şeklinde tanımı yapılan “Gönüllü vazgeçme” kavramı, son dönemde karşımıza çıkan yeni tipte bir cezasızlık örneğini oluşturuyor. Böyle durumlarda, bir  sanığa vazgeçtiği ana kadar yaptıklarından ceza verilmesi öngörülüyor. Bu maddenin uygulanması, örneğin öldürmeye teşebbüs eden bir sanık eyleminden gönüllü vazgeçerse “yaralama”dan ceza almasına yani cezasının düşmesine yol açıyor. Karşımıza gelen örneklerde bu maddenin de ayrımcı indirim gibi kullanıldığını görüyoruz.

 

Öznur Gülbaş, Öldürmeye Teşebbüs Davası, Eskişehir Adliyesi 4. Ağır Ceza Mahkemesi:

Öznur, boşanmak istediği erkek tarafından, 2019 yılında 16 yerinden bıçaklanarak ağır yaralandı. Dava önce ağır ceza yerine asliye ceza mahkemesinde açıldı ve sanık serbest bırakıldı. Mücadelemiz sayesinde tutuklandı ve dava ağır cezaya taşındı. Sanığa kasten öldürmeye teşebbüs suçundan 17 yıl hapis cezası verildi. Ancak İstinaf Mahkemesi bu kararı bozdu. Öznur’un bıçaklandığı esnada “yapma” demesi üzerine sanığın durduğunu iddia eden mahkeme sanığın olayın ardından 112’yi aramasını da ekleyerek gönüllü vazgeçme hükmünü uyguladı. Sanığa kasten yaralama suçundan “iyi hal” indirimi uygulayarak 7 yıl hapis cezası verdi ve sanığı tahliye etti. Oysa Öznur ifadesinde “Şans eseri ve kendi çabalarımla kurtuldum. Ambulansı aradığı zaman ben çoktan dışarı çıkmıştım ve insanlar yardıma gelmişti. Pişman olsaydı bana müdahale ederdi ve beni hastaneye götürürdü” demişti. Üstelik fail Öznur evden kaçabildikten sonra 112’yi aradığında “eşimle birbirimizi bıçakladık” diyerek kendisi için yardım istemişti

 

Cinsel Şiddet Ve Çocuk İstismarı Davalarında Öne Çıkan Ayrımcı Kararlar

 

Son torba yasada getirilen “tutuklamalarda somut delil şartı”nın takip ettiğimiz cinsel şiddet ve çocuk istismarı davalarına tahliye, beraat ve ayrımcı indirimler olarak yansıyor. Bu ayrımcı kararların torba yasanın ardından arttığını gözlemliyoruz. Takip ettiğimiz davalardan bu duruma uygun örnekler şu şekilde:

 

G. A., Cinsel Saldırı, Alıkoyma, Darp Davası, Bursa Adliyesi 1. Ağır Ceza Mahkemesi: 

Sokakta yaralı gördüğü erkeğe yardım etmek isteyen G., alıkonularak cinsel saldırıya maruz bırakıldı. Kamera kayıtları olmasına rağmen sanık “delil yetersizliği” gerekçesiyle beraat etti.

S. F., Cinsel Taciz Davası, Yalova Adliyesi Asliye Ceza Mahkemesi: S., patronu tarafından, 2020 Aralık ayında cinsel tacize uğradı. Süresi dolmadan önce şikayetçi olmasına rağmen hakim “hemen şikayette bulunmamışsınız” ifadesinde bulundu ve sanık hakkında “delil yetersizliği”nden beraat kararı verdi.

 

A., Çocuk İstismarı Davası, Eskişehir Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi: 

14 yaşındayken 3 erkek tarafından cinsel istismara uğrayan A’nın davasında, mahkeme 2 sanığın “delil yetersizliği” gerekçesi ile beraatine, bir sanık hakkında ise zaman aşımından davanın düşürülmesine karar verdi.

 

M. A., Çocuk İstismarı Davası, Eskişehir Adliyesi 4. Ağır Ceza Mahkemesi: 

13 yaşında kaçırılıp cinsel istismara uğrayan M. A.’nın davasında sanığa sarkıntılık ve hürriyetten yoksun bırakma suçundan “iyi hal” indirimiyle 5 yıl 7 ay hapis cezası verildi. Sanık cinsel istismar suçundan “delil yetersizliği” gerekçesiyle beraat etti ve kararla birlikte tahliye edildi.

 

S. Ö., Çocuk İstismarı Davası, Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi: 

Tanıdığı bir erkek tarafından cinsel istismara uğrayan S.’nin davasında sanık hakkında tutuklama talebi reddedildi. Dava sonucunda sanığa “iyi hal” indirimi ile 3 yıl 1 ay hapis cezası verildi. Hükmün açıklanması geri bırakıldı.

 

Yukarıda sayılan örnekler, takip ettiğimiz çok sayıdaki cinsel şiddet ve çocuk istismarı davasındaki ayrımcı kararlara yalnızca birkaç örnektir. Benzer ayrımcı kararlar, takip ettiğimiz pek çok davada maalesef tekrarlanmaya devam etmektedir.

 

Cezanın Paraya Çevrildiği Ya Da Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakıldığı Dava Örnekleri

 

Kadına ve çocuğa yönelik suçlarda cezaların, suçun niteliği gözetilmeksizin ertelenmesi ya da paraya çevrilmesi,  caydırıcılığı ortadan kaldırıyor. Şiddet faillerinin tabiri caiz ise “parası neyse veririm” fikriyle hareket etmesine ve “sasıl olsa hapse girmeyeceğim” diyerek suçu işlemekten kaçınmamasına yol açıyor. Takip ettiğimiz davalarda buna örnek olabilecek bazı kararlar şöyle:

 

Emine Ela Ö., Hakaret, Tehdit, Yaralama Davası, İzmir Karşıyaka Adliyesi 9. Asliye Ceza Mahkemesi: 

Emine Ela, boşanmak istediği erkek tarafından odaya kilitlenerek yaralandı. Vatandaşların çığlıklarını duyması üzerine polisi araması sonucu, Emine Ela’yı alıkonulduğu odadan polis çıkardı. Darp raporları alındı. Ancak tüm bunlara rağmen davada sanığın hakaret ve tehdit suçlarından “delil ve şahit olmadığı” gerekçesiyle beraatine karar verildi. Yaralama suçundan ise “iyi hal” indirimi ile para cezası verildi, bu ceza ise sanığın sabıkasız olması gerekçe gösterilerek “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi. Yani sanık hakkında hiçbir yaptırımda bulunulmamış oldu.

 

Dilan Yaman, Tehdit, Hakaret Davası, İstanbul Anadolu Adliyesi 47.Asliye Ceza Mahkemesi: 

Dilan, boşandığı erkek tarafından ölümle tehdit edildi. Davada sanığa yalnızca para cezası verildi.

 

Yukarıda sayılan örnekler, takip ettiğimiz çok sayıda davadaki cezanın paraya çevrilmesi ya da ertelenmesi kararlarına yalnızca birkaç örnektir. Benzer ayrımcı kararlar, takip ettiğimiz pek çok davada tekrarlanmaya devam etmektedir.

 

Sanığın İstanbul Sözleşmesi Ve Kadın Beyanını Hedefleyerek Savunma Kurduğu Dava Örnekleri

 

Yukarıda saydığımız hukuki mekanizmalarda karşımıza çıkan ayrımcılık, duruşma salonlarındaki tutumlara da yansıyor. Bir yandan hakimlerin cinsiyetçi kararlarına karşı mücadele ederken, duruşma salonlarında da benzer tavır ve tutumlarla karşılaşabiliyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nden imzanın çekilmesinin ardından mahkeme salonlarında müdahillik taleplerimizin karşısında cinsiyetçi sözlerle karşılaşabiliyor, hukuksuzlukların çok yönlü arttığını gözlemliyoruz.

 

A., Cinsel Taciz Davası, İstanbul Çağlayan Adliyesi 11. Asliye Ceza Mahkemesi:

Sanık avukatı son savunmasında “kadının beyanını esas alan İstanbul Sözleşmesi yürürlükten kalkmıştır, müvekkile ceza verilmesi hukuk cinayeti olacaktır” şeklinde savunma yaptı.

 

Selin Aynacı, Şüpheli Ölüm Davası, Antalya Adliyesi 3. Ağır Ceza Mahkemesi: 

Şüpheli şekilde yaşamını yitiren trans kadın Selin Aynacı’nın davasına Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak müdahillik talebi sunduğumuzda mahkeme “ölen kadın değil” diyerek müdahillik talebimizi reddetti.

 

Arzu Sena Topuz, Cinsel Saldırı Davası, İstanbul Anadolu Adliyesi 55. Asliye Ceza Mahkemesi: 

Yanında gönüllü staj yaptığı avukat tarafından cinsel saldırıya maruz kalan Arzu’nun davasında müdahillik talebimiz “Bu bir kadın cinayeti davası değil” gerekçesiyle reddedildi.

 

G. Y., Çocuk İstismarı Davası, Eskişehir 7. Asliye Ceza Mahkemesi: 

Tanımadığı bir erkek tarafından istismara uğrayan G.’nin davasına Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak müdahillik talebi sunduğumuzda hakim “buna yasal olarak hakkınız yok” diyerek talebimizi tutanağa dahi geçirmek istemedi. Israrcı olduğumuzda salona polis çağırmakla üyelerimizi tehdit eden hakim, daha sonra talebimizi tutanağa geçirmek zorunda kaldı. Ancak bu kez de hiçbir gerekçe sunmadan yani usulsüz şekilde talebimizin reddine karar verdi.

 

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin davalara olan tüm bu yansımalarının karşısında mücadelemizden asla vazgeçmiyoruz. Türkiye’nin dört bir yanında, il il, adliye adliye yürüttüğümüz adalet mücadelemizde her zaman dediğimiz gibi: Asla Yalnız Yürümeyeceksin!